Lakin heyhat! Bu güzel hayali, bu hayat bahşeden tasavvurun ardından gözlerinin önüne onun sefil hayatı, güzel çehresine çirkinlik veren sarhoş hali, kanlanmış gözleri, eğilmiş ağzı, midesi gibi ekşimiş yüzü, titrek elleri, daldığı çirkefle kirli vücudu geliyor. Bu hayal artık ona aşktan, sevgiden bahsedemiyor. Onda ihanetten başka bir şey görülemiyor. Tiksinmekten başka bir şey uyandırmıyor.
Bedia istiyordu ki ta canına tesir etmiş olan bu küskünlük, bu kırgınlıkla gönlü de parçalanmış, ezilmiş olsun. Lakin o, o kadar ihanetin, o kadar zulmün baskısı, hakareti altında yine çırpınıyordu. Bedia bu hâli gördükçe kendi gönlünden nefret etmeye başladı.
Vicdan denilen bir şey vardır Helula! O böyle senin verdiğin gibi hüküm vermez. Namusla yenilen bir kuru ekmeğin lezzeti o senin yediğin tavukların, baklava böreklerin hiçbirinde bulunmaz!
Onlar iffetlerini korumak uğrunda senin dediğin açlık ve çıplaklıktan değil, ölümden bile korkmaz, çekinmezler. Hayatı korumaktan bahsediyorsun! Onlar iffetlerini korumak mümkün olmayacaksa hayatlarını korumayı da istemezler. Onlar iffetsiz bir hayat istemezler! İffet dahilinde kazanılmayacak olan altınlara, elmaslara birer tekme vururlar.