İşte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
İnsaf et Anna!
Gidelim buralardan.
Senin masumiyetini,bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim
Kalbin gözyaşlarıyladır ki, bilmenin sevmek olduğunu fark ederiz. Bilmek iktidar kurmak değildir. Bilmek, bilinmek istenene teslimiyetle mümkündür; arzu edilen ötekiyle aradaki mesafeyi kaldırarak,tahakküm ve denetime izin vermeyen bir yakınlık tesis ederek. Böylece hem bilinir, hem de biliniriz.
Mahlûkta devinen
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm
Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların
Analar ölür
Kök salar hasret yüreklere
"Bir evlat pîr olsa da"
O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük
Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez
Sevgililer ölür
Bir hicret olur ölüm
Bir sıla.
Bir de hiç bedel ödemeden elde ettiğimizi düşündüğümüz şeyler vardır. Halbuki zaman bu düşüncemizi doğrulamaz. Zira bedelsiz alındığı düşünülen şeylerin bedeli ağırdır.
Hayatın bir sonu olduğunu, dünyadaki varlığımızın geçici ve kırılgan olduğunu bildiğimiz için güzelliğe sevdalanırız. Güzel bir şeyler ortaya koymak isteriz, güzelliğin çürümekten geri duracağına inanırız. Ama bir gül, günü geldiğinde solduğu için bize güzel görünmez mi ? Onun gönül alıcı kızıllığı biraz da bu yüzden okşamaz mi ruhumuzu ?