Batı, maddî dünyayla manevî dünya arasındaki sürekliliğin farkına daha dün varabildi.
Psikiyatrinin, psikanalizin, psikosomatik tıbbın gelişmesini bekledi bunun için. Bu anahtarı yeni sanıyor, kullanmasını beceremiyor pek. Asya asırlardan beri ustaca kullanmış onu,
ne var ki başka amaçlar için kullanmış. Üç yüz yıldan beri mekanik araçlarını geliştirmiş Batı, vücut teknikleriyle uğraşmamış. İnsanın emrindeki en tabiî âlet: vücut. Batılı bu
aleti pek az tanıyor. İnsan vücudunun yeniden keşfi, insan ruhunun da yeniden keşfi olacaktır. Batı’nın bu konuda rehberi: Doğu.
Batı zekâsının harabeler üzerine kurduğu düzen ne kadar kaba, ne kadar yapmacık. Dörtte üçünü kirlettiğin, köleleştirdiğin, yakıp yıktığın bir dünyaya hükmetmek
marifet mi?
Avrupa, ferdî bencillikten zarar gördüğü için içtimaîleştirmiş
bencilliğini. Şatafatlı adlar takmış egoizmine: aile demiş, parti
demiş, sınıf demiş. İpek eldivenler geçirmiş pençesine ve kutsal
kavramların gölgesinde her cinayeti işlemiş. İkiye bölmüş
ahlâkı. Başkalarını ezmek için etrafındakilerle birleşmiş.
Engizisyon, haçlı seferleri, sömürgecilik bu medeniyetin kanlı
meyveleri. Oysa Hintli’yi özetleyen kelime: feragat.
Çağdaş insan, kökleri kopmuş bir ağaç. Hem kendine yabancı, hem tabiata. İlim,
maziyle ilgimizi keserken bizi kutsala bağlayan bütün köprüleri uçurdu. Kalıplaşmış inançların setleri yıkılınca azgın iştihalarla, hayvanı içgüdüler şuura saldırdı. Maddeye başeğdirirken, biz de maddeleştik. Kimine göre, çürüyen sadece iktisadı bir düzendir, kimine göre bütün bir medeniyet.