selamlaaar ️aşk yaşadığım bir serinin üçüncü kitabıyla geldim. bu seferki prensesimiz rapunzeldi ama bir kuleye değil bir UYDUya hapsedilmişti ve onu kurtaracak yakışıklı mı yakışıklı prensini bekliyordu. haaa bu prensimizin de bir atı değil uzay gemisi vardı. 'karmakarışık' filmini daha önce izlediyseniz prensesimiz ve prensimiz sanki oradaki karakterler gibiydi. prenses ürkek ve romantik; prens ukala. tabii kitabımız devam kitabı olduğu için cinder ve kai, scarlet ve wolf da vardı.
dördüncü kitapta winter'ın hikayesini okuyacağız ancak ben biraz winter'dan korktum. sanırsam birazcık deli ama merak da etmiyor değilim.
5/5
cress eteğinin şifon kumaşını çekiştirdi. "sence bizi bir araya getiren kader miydi?"
thorne bir an düşündükten sonra kafasını salladı. "hayır bence cinder'dı. neden?"
"benim bir itirafım var." elini bacaklarına bastırdı. "ben... seni tanımadan önce de beğeniyordum. fotoğraflarını görmüştüm ve... sana aşık olduğumu sanıyordum. bir gün kaderin bizi buluşturacağını ve romanlardaki gibi bir aşk yaşayacağımızı hayal edip duruyordum."
thorne'un tek kaşı kalktı. "vay canına! çok iddialı."
cress huzursuzca kıpırdandı. "biliyorum. bence haklısın. belki de kader diye bir şey yoktur. belki kader dedikleri, bize sunulan imkanlar ve onlarla ne yaptığımızdır. artık büyük, destansı aşkların da kendiliklerinden olmadıklarını düşünüyorum. onları kendimiz yaratmalıyız."
"bir dakika," dedi Thorne hızla doğrularak. "benimle açık konuş. şu anda bir bunalım mı geçiriyorsun? çünkü eğer öyleyse beni kesmeni istemiyorum anlaşıldı mı?"