Labirentte ne bir peynir ne bir çıkış vardı. Çünkü biz aslında barışı sağlamıyorduk. Savaşı erteliyorduk. Tek yaptığımız buydu: Ertelemek. Olabildiğince ileri bir tarihe atmak. Bugün kan dökülmesin de ne zaman dökülürse dökülsün, demek. Ama bunu her gün söylemek! Yaptığımız iş buydu. Bir sahilde diz çökmüş, avuçlarımızla okyanusu geri itiyorduk.
Tuttukları dilek için bile para verir insanlar. Havuzlara, kuyulara para atarlar. Dileğini bile satın almaya alışmış birine de barış hediye edilmez, satılır.
İnsan sadece yeni olana sahip olmak için çalışıyordu. Yeniliğin ve yeni olan her şeyin ne kadar sevildiğini düşündüm. Bebekler bile belki de bu yüzden seviliyordu. Hiç kullanılmamış insanlar oldukları için. Son model, gıcır gıcır, el değmemiş bir et parçası...