Le Guin, bilinmeyen gezegenlere yabancı gezginler gönderir. Mülksüzler’de de böyledir. Karakter bilmediği bir gezegene gider, gezegeni tanımaya çalışır. Farklılıklara alışması kolay olmaz. Garipsediği onlarca şeyle karşılaşır, sorgular, reddeder veya zamanla alışır. Mülksüzler, en özet haliyle iki ayrı gezegendeki siyasi ve sosyolojik yapıyı inceler ve kimse bahsetmese de vicdan kavramı üzerinde fazlasıyla durur; içsel bir sorgulama yapmamızı da ister. Karanlığın Sol Eli’nde ise yine benzer metodlarla cinsiyet kavramının insan yaşayışı üzerindeki etkisinden bahseder. Sadece ikili ilişkilerde oluşan farklılıklardan bahsetmez tabiki de, cinsiyet kavramının olmadığı bir toplumun sosyolojik yapısını gözümüzde canlandırmamızı hedef edinir. Bunu yaparken de ince ayrıntıları bile atlamaz. “Halkın gözünden androjin(hem dişi hem erkek) bir kral nasıl görünür?”, “Soy ilişkisi ataerkil olmayan bir toplumda nasıl sağlanır?” gibi sorular üzerinde de durur.
“”Söylesene ırkımızın öteki cinsiyeti sizden ne kadar farklı” (syf.239)
Le Guin’in kitabı yazma gayesi, bizlere cinsiyet kavramı üzerine düşündürmek ve tabularımızı yıkmamızı sağlamak. Bunun haricinde diplomatlara da eleştiriyor. İki farklı ülkenin de yönetim birimlerinin meclis, kral, danışman ya da dış etkenlerden nasıl etkilendikleri gösteriliyor. Yönetimin halkı ne ölçüde düşündüğü ya da daha doğrusu düşünmediği kitapta oldukça net anlatılıyor.
“Ne de olsa artık cinsel yönden benden daha tuhaf bir yaratık, bir cinsel sapkın değil ; burada, Buz’un üzerinde her birimiz tekiliz, yalıtılmış durumdayız. Ben kendim gibilerden, toplumumdan ve kurallarından ayrıyım o da kendisininkinden. Burada benim varoluşumu açıklayacak başka Gethenlilerle dolu bir dünya yok. Sonunda eşitiz işte, eşit, yabancı ve yalnızız.”(Syf.238)
Le Guin, uzak