"Üzüldüğünüz şeye bakın! Varsın kiminle isterse onunla eğlensin! Siz kendinize bey mi bulamayacaksınız?" yolunda, kendi vicdanına uygun bir karşılıkla kızın gururunu okşamak istedi. Mehpeyker hayret ve tahkirle karışık bir tarzda herifin yüzüne bakarak, iki üç dakika sustuktan sonra yine söze başladı. Aralarındaki konuşma şu kalıba döküldü:
"Galiba sen ömründe kimseyi sevmemişsin?"
"Nasıl kimseyi sevmemişim? Ne zaman muhabbetten kurtulduğumu gördüğünüz? "
"Ban kalırsa insan dünyada bir kere yaşadığı gibi hayatında bir kere sever. Hele sen muhabbet nasıl olur bilmiş ol san, bana demin, ' Varsın kiminle eğlenirse eğlensin ' lakırdısını etmezdin. Demek ki sen bir sevdiğini elinden kaçırmış olsan üzülmeyeceksin?"
Kırılganlığımızı bize hatırlatan, belirli derdin bir an ortaya çıkıvermesi değildir: Zamanın bağrından aforoz edilmemizin eli kulağındalığını bize gösterecek olan, daha muğlak, ama daha şaşırtıcı uyarılar durur önümüzde.
Geceler boyunca hangi kabuslarla haşır neşir olduk ki güneşe düşman olarak kalkıyoruz? Her şeyle hesabımızı kapatmak için kendimizi mi tafsiye etmemiz gerekiyor? Zamanla kurduğumuz yakınlığı hangi suç ortaklığı, hangi bağlar sürdürüyor? Hayat, kendisini yadsıyan kuvvetler olmasa dayanılmaz olurdu. Muhtemel bir çıkış, bir kaçış fikri bulunur elimizde; kendimizi kolaylıkla yok edebilir ve, sayıklamanın doruğunda bu evreni balgam gibi tüküre biliriz
... Ya da dua eder ve başka sabahları bekleriz. :)