Sirenia'nın Halkı Part 1
Sizleri Sirenia'lılar ile tanıştırmak isterim sırasıyla ilk olarak Heiliant kardeşler ile başlıyoruz en büyük kardeş Nympha. O beş kardeşten en otoriter ve ağır başlı olanı , her zaman ciddi ve espiri anlayışı kardeşlerine nispeten daha ciddidir. Bilgelik ile bilinir.
1000Kitap
"Günler damlıyor ama aynı kaba değil," diye tekrarladı Rıfat. "Yani her şey boşa mı gidiyor, boşuna mı yaşıyorum?" Müthiş bir huzursuzluk duydu. Huzursuz olduğuma göre, diye düşündü, bunda bir yanlışlık var, günler aynı kaba damlamalı. Böylece başkalarının türlü bedeller ödeyerek, tutarlılıklarını feda ederek, hafızalarını kaybederek zorbela eriştikleri hakikate Rıfat huzursuzluğun tek adımıyla erişti. Huzursuzluğun bale adımı. Rıfat, günleri işe yarar bir biçimde biriktirebilmek için bir hikayeye ihtiyaç olduğuna karar verdi. "Benim bir hikayem olmalı!" dedi, "Bir hikayenin içinde olmalıyım ki, günler aynı kaba damlasın." Ama insan bir hikayenin içinde olduğunu nasıl anlar? Anlayabilir mi? Anlamak için çabalarken olmayan bir sınır çizgisinin bir o tarafına bir bu tarafına geçmekten yorgun düşmez mi, çıldırmanın eşiğine gelmez mi? Yaşayıp gitmenin, avarelik etmenin merhametinden mahrum kalmaz mı? İnsanın bir hikayenin içinde olup olmadığını anlamaya çalışması mitolojik bir lanet gibi göründü Rıfat'a. Onu sarıp sarmalayan, günlere anlamını veren bir hikayenin işaretlerini bulmak umuduyla etrafına bakındı. Sisyphos'u, Daidalos'u, Penelope'yi filan gördü, birkaç da nympha. Ortalıkta amaçsızca dolaşıyorlardı. Barış Bıçakçı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ben Kirke kitabından kendime notlar
Helios: Kirke'nin babası titan Persei: Kirke'nin annesi, Okeanos'un (Helios'un kuzeni ve akranı titan) kızı, nympha Pasiphae: Kirke'nin kız kardeşi, Zeus'un oğluyla evlenecekmiş Perses: Kirke'nin erkek kardeşi
"Ben doğduğumda, olduğum şeyin bir ismi yoktu. Anneme, teyzelerime ve bin kuzenime benzeyeceğimi varsayarak nympha demişler bana. Küçük tanrıların en küçükleri olarak güçlerimiz o kadar mütevazıydı ki ölümsüzlüğümüzü güçbela sağlayabiliyordu. Balıklarla konuşur, çiçekleri besler, bulut damlalarına ve dalgalardaki tuza tatlı diller dökerdik. O sözcük, nympha sözcügü, geleceğimizin enini ve boyunu belirliyordu. Nympha bizim lisanimizda sadece tanrıça değil, aynı zamanda gelin anlamına da geliyordu." diye başlar Kirke Kirke'yi çıktığı yıl okumuştum.Geçen yıl tekrar okudum.İlk okuduğumda beni en çok etkileyen kitabın giriş paragrafı Nympa-gelin Ben kadın diyorum. Kitap bittiğinde bir kadının öyküsünde bin kadının,binlerce kadının öyküsü,demiştim. Kitapta birde Kirke'nin ölümlü Glaukos'u ölümsüzleştirmesi var. Evet biz kadınlar kendi tanrısal gücümüzden habersiz,güçsüz,yaralı adamlara tutuluyor,onlara aşktan öyle bir eğiliyorduz ki onu tanrılaştırıyor ve en yükseğe çıkarıyoruz.Sonra o yücelere koyduğumuz adam bütün yüceliğini kendinden bilip'bize görmüyordu bile(Çünkü her şeyi o uyurken yapmıştık)Ve Skylla gibi ona değer veremeyen birine aşık oluyord.Yani artık kaybediyordk.İşte burada delirmeye kabuğunuzu kırmaya içimizdeki canavarı ortaya çıkarmaya Tanrısallığımızın farkına varmaya başlıyorduk.Evet artık Skaylla diye bir canavar vardı yarattığımız ve denizlere saldığımız.Ve Kirke'ye bir çocuk olarak baktığımızda Kirke varlığı yokluğu belli olmayan sesi martıya benzediği söylenip alay edilen bir çocuktur. (Aslında Kirke'nin sesi ölümlülere benzediği için tanrılarda heybetli olan şeyleri sevdiği için alay edilir Kirke'nin sesiyle.Kirke bunu Hermesten öğrenir)Kirke dört kardeşten üçüncüsüdür ve gücünün farkına içlerinde en son o varmıştır ama bunu diğer kardeşleri gibi
G Ü N L E R D A M L I Y O R
Bir pazar sabahı Rıfat günlerin aynı kaba damlamadığını fark etti. "Günler damlıyor ama aynı kaba değil," dedi. Gökyüzüne baktı: Boştu. Hiç bulut yoktu, aslında hiçbir şey yoktu. Çağımızın çıplak güneşi her şeyi yok etmişti, enginliği, bulutları ve kuşları ... Maviyi bile yok etmişti, sonra da sırasıyla diğer renkleri, bazı sesleri, kelimeleri ve anlamları. lnsan bu yoklukta yeni bir şey söyleyemez, olsa olsa kendini tekrar ederdi. "Günler damlıyor ama aynı kaba değil," diye tekrarladı Rıfat. "Yani her şey boşa mı gidiyor, boşuna mı yaşıyorum?" Müthiş bir huzursuzluk duydu. Huzursuz olduğuma göre, diye düşündü, bunda bir yanlışlık var, günler aynı kaba damlamalı. Böylece başkalarının türlü bedeller ödeyerek, tutarlılıklarını feda ederek, hafızalarını kaybederek zorbela eriştikleri hakikate Rıfat huzursuzluğun tek adımıyla erişti. Huzursuzluğun bale adımı. Rıfat, günleri işe yarar bir biçimde biriktirebilmek için bir hikayeye ihtiyaç olduğuna karar verdi. "Benim bir hikayem olmalı!" dedi, "Bir hikayenin içinde olmalıyım ki, günler aynı kaba damlasın." Ama insan bir hikayenin içinde olduğunu nasıl anlar? Anlayabilir mi? Anlamak için çabalarken olmayan bir sınır çizgisinin bir o tarafına bir bu tarafına geçmekten yorgun düşmez mi, çıldırmanın eşiğine gelmez mi? Yaşayıp gitmenin, avarelik etmenin merhametinden mahrum kalmaz mı? İnsanın bir hikayenin içinde olup olmadığını anlamaya çalışması mitolojik bir lanet gibi göründü Rıfat'a. Onu sarıp sarmalayan, günlere anlamını veren bir hikayenin işaretlerini bulmak umuduyla etrafına bakındı. Sisyphos'u, Daidalos'u, Penelope'yi filan gördü, birkaç da nympha. Ortalıkta amaçsızca dolaşıyorlardı. "Anlaşıldı!" dedi Rıfat, "İş başa düştü!" Kıyafetlerini değiştirdi. Emaye bir kap alıp seyrek bir yağmurun peşinden koşmaya başladı.
Kirke
Kirke, sevdiği ölümlü bey balıkçıyken onunla beraber ölümsüz olsun diye Tanrı yaptı adamı... O da buna sen bacımsın diyerek gidip 1000 nympha kız ile sevgili oldu. Kızlar galiba sevip adam ettiğiniz tüm beylerin atası bu lavuk
Mitoloji