"Farklılıklara bozuk çalmak" da baş edemeyince verdiğimiz tepkilerden biri. Ne kadar demokrat ne kadar insancıl ne kadar geniş görüşlü oldugumuzu düşünürsek düşünelim, bir başka insandan gelen, daha önce hesap etmediğimiz, varlığını bile bilmediğimiz bir görüş veya talep,
"devreleri yakmamıza" neden olabiliyor. Bu kadar veriyi değerlendirmek için harcadığımız onca zihnî mesainin ardından, yeni gelen verilere tahammülsüzlük başlıyor. En kolay davranış tepkileri de yok sayma, aptallıkla suçlama, alay etme arasında gidip geliyor.
Hiçbir hanedan mensubunun kanı dökülmez, ancak boğularak öldürülürdü.
Bu neden böyleydi acaba? Kanları başka renkte miydi, yoksa öyle olduğunu sanmamızı mı istiyorlardı? Kanlarının biz acizler gibi kırmızı olduğunun görülmesinden mi korkuyorlardı?
Dilimizde hoşgörü diye bir kavram var. Biz bunu katlanmak olarak anlıyoruz, halbuki onun karşılığı "tahammül" ki kökeni hamallıktan gelen bir kelimedir, "taşıyabildiğim kadar taşırım" demektir. Hoşgörü ise kötü görünen bir şeyin hoş tarafını bulup çıkarıp onu görebilmektir. Onun hoşluğunu fark edebilmektir. Sistem içerisinde neden var olması gerektiğini anlamaktır.