Öncelikle bu eserde yazarın ilk insana hissettirdiği şeylerden bir tanesi insan psikolojisi üzerine ciddi anlamda harika bir analize sahip olması.Hele ki bu eserin oluşumu sırasında Dostoyevski’nin 10 yıllık bir sürgün zamanında yazdığını bilmek daha da etkisi altında bıraktı beni.Kitabın baş kahramanı olan Ivan Petroviç ile kendini özleştirdiği,sıradan insanların olağanüstü yaşantıları ve şaşırtıcı karakter özellikleri ile toplumsal yozlaşmalara da ayrıca değinmiştir.Her zaman olduğu gibi yazarın çocuklara olan hassasiyetini bu eserinde görmek ve bunu olağan hali ile okurken hissetmek muazzam.Üst segment ve alt segment insanların arasında sıkışıp kalmış ve her iki tarafında dünyalarını perspektif şekilde yansıtarak iyi ve kötü kavramlarını satranç oynatıyor adeta insanın zihninde.Prens karakterini tanıdıkça aslında bu oyunun nasıl bir şekilde işlediğini anlıyor insan.Abartılmış bilinç altı duygular,gurur,ruhsal acı ve daha nice bilinmez duyguları fark ettiriyor okurken insana.Kitabı bitirince fark ediyor insan,kötü karakterden çok okurun kendi içinde ki duygularına yönelmiş yazar.Sadece kötü olan bilinç altı duygulara değil,her bir bilinç altında oluşan duyguların asıl kaynağını sorgulatıyor.