-Tutamak sorunu.İnsanın bir tutamağı olmalı.
-Anlamadım.
-Tutamak sorunu dedim.Dünyada hepimiz sallantılı,korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.Tramvaylardaki tutamaklar gibi.Uzanır tutunurlar.Kimi zenginliğe tutunur.kimi müdürlüğe;kimi işine,sanatına.Çoçuklarına tutunankar vardır.Herkes kendi tutamağının en iyi,en yüksek olduğuna inanır.Gülünçlüğünü fark etmez.Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bie adam tanıdım.Öküzleri besiliydi,pırıl pırıldı.Herkesin,"-Veli ağanın öküzleri gibi yoktur,".demesini isterdi.Daha gülünçleri de vardır.Ben toplumdaki değerlerin ikiyüzlüğünü,sahteliğini,gülünçlüğünü göreli beri,gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum:Gerçek sevgiyi! Bir kadın.Birbirimize yeteceğimiz,benimle birlik düşünen,duyan,seven bir kadın!
-Ya sen? diye sordu.Görmeyeli neler yapıyorsun?
Artık utanmıyordu.Söyleyebilirdi.
-Ben çoğu geceler içiyorum,dedi.Şakağımdaki ağrıyı duymamak için,iştah açmak için falan diyorum ama değil,biliyorum.Biliyorum bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum.Belki kendi kendimden.İki çeşit içen vardır.Biri,benim gibi,kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer.Bir de şu çevredekilere bak.Bunlar neden içiyorlar?Toplum içinde yaşamanın baskısını,yükünü hafifletmek için.Çekinmeden bağırmak,yüksek sesle gülmek için.Dışarıda bağırmak,kahkaha atmak yasaktır.Sokakta hiç gülmemek için burda gülerler.Böylesi az içer.Ya ben? İçiyorum da kurtulabiliyor muyum? Belki yalnız baş ağrısından