Sıkıntılı günlerin gecesinde yatak,bana her yerden daha iyi gelir. Başka yerde düşünmesinden üzüldüğüm sözleri, işleri,yatakta üzüntüsüzce uzun uzun düşünürüm. Bu düşünceler arasında kendimi avuttuğum da olur
Durup dururken birden gözleri yaşarmış ve ruhunu dolduran, hazla sarıldığı apaçık bir düşünce gelmişti aklına: Sevgi ve iyliğin hakikat ve mutluluk olduğu, hatta dünyadaki tek hakikat ve mümkün tek mutluluk olduğu düşüncesi .Yüce duygu bu değil demiyordu;doğruldu ve düşünceyi açmaya koyuldu."Bu,bu, evet bu!" diyordu kendi kendine heyecanla, önceki tüm inançlarını, yaşamın tüm olgularını önünde yeni açılan,kendine yepyeni görünen gerçeğin ölcüsüne vurarark."Bildiğim,inandığım ve sevdiğim her şey ne kadar aptalca," diyordu. "Sevgi,özveri, işte tek gerçek, raslantıya bağlı olmayan mutluluk!"
Kuvvetli,kararlı bir babamız olsun, bize neyi yapıp neyi yapmayacağımızı söylesin isteriz. Niye? Neyi yapıp neyi yapamayacağımıza, neyin ahlaklı ve doğru,neyin ise günah ve yanlış olduğuna karar vermek zor olduğu için mi? Yoksa suçlu ve günahkar olmadığımızı işitmeye her zaman ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bir baba ihtiyacı her zaman mı vardır, yoksa, kafamız karıştığı, dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldığı vakit mi isteriz babayı?