'ne o beni kandırmıştı,
ne ben onu baştan çıkarmıştım. ikimiz de bildiklerimizin ötesine, bulduklarımızın üstüne çıkmak istemiştik..
bir noksanlığı var sanıyorduk bütün olanların belki.
ama aslında bütünlüklerimize bahaneydik..'
Seninle konuşurken
İçimde bir yer açılır.
Tavan kalkar,
Duvarlar çekilir.
Orada,
Göğsümün tam ortasında,
Mavi bir şey belirir.
Adını söyleyemem ama
Bulutlar yarışır
Uçurtmalar uçar.
Bazen sabah erkenden
Uyandırır beni.
O kadar geniş olur ki
Uyku sığmaz artık içime.
Hani sevindiğin
Mutlu olduğun zaman
Yüzünde bir gülümseme olur ya
Tam olarak işte öyle..
Ümit ÜSKÜDAR
İnsan bazen durup soruyor kendine: "Gözünün nuru olduğun o Peygamber, senin o mübarek boynunu öpmedi mi Hüseyin? Seni göğsünde büyütmedi mi? Nasıl kıydılar sana o sıcak kumların üzerinde?"
Bu sorunun cevabı yoktur. Tıpkı bizim hayatta canımızı en çok yakan, uykularımızı bölen o gidişlerin, o yarım kalmışlıkların bir cevabı olmadığı gibi. İnsan kalbine anlatamıyor işte o yokluğu. Ama Muharrem’de, o matemin gölgesinde anlıyorsun ki; Hüseyin Efendimiz de o çölde bir başına, upuzun bir yokluğa ve susuzluğa uğurlanmıştı. Bizim içimizde yanan o küçük ateşler, O’nun çölü yakan o büyük yangınının sadece birer kıvılcımıymış meğer.
Sonra bir anne sessizce yakıyor ocağın altını. Kazan kaynamaya başlıyor.
Gözyaşlarıyla yıkanmış o buğday taneleri kazana düşerken, içinden hep O’nun adı geçiyor: Medet ya Hüseyin... Aşurenin içine düşen her bir nar tanesi, O’nun o çölde dökülen mübarek kanının damlaları gibi parlıyor tabağın içinde. Biz o kazanı sadece bir tatlı olsun diye kaynatmıyoruz; biz o kazanda Hüseyin’in acısını, O’nun o asil yalnızlığını kendi dertlerimizle harmanlıyoruz. Kendi kırıklarımızı, O’nun o büyük kırılmışlığına ortak ediyoruz ki kalbimiz biraz olsun teselli bulsun.
Dünya üzerinde bulunanlarının bencillik haset ve haram yani şehvani arzular dünyevi isteklerden başka bir istekleri yok çok nadirdir ki kendini Rabbini bilen işleri gizli ve güzel olan yani Allah celle celaluhu için olan Hakiki iman ehli sünnet itikadı olan yani Allah'u teâlâ'dan korkan Hakka Hukuka riayet eden iman dairesinde bulunan emniyet ve selamette kalan gönül kandilleri yanan aklında kalbinde bir zerre kötü çirkin zan iç dünyasında karanlık hayırsızlık vefasızlık kalmayan kişi elbette nasipli olan yani bu sufli dünya üzerinde bulunanların en nazlısı en nurlusu olmuşzulmetten sayısız çirkin şeytani işten korunan yoksa gayrısı deccalere uymuş firavunlaşmış onlara esir düşmüş onları siyasetlerini gündeminin ilk sırasına koymuş o yönde yol almaktadır onlara tabidir siyonist vede emperyalist düzenin çarkının bir parçası tekeri konumunda zalime ram bellek şeklinde fasıklık münafıklık İkiyüzlülük içinde nefsi emmmarenin kölesi olarak şirkin bidatın küfrün karanlığında kafire küfrana hizmette kahır olmaktadır huzursuzluk saçmaktadır cehennemi varlığı değil sadece müslümanlara müminlere düşmanı bütün canlılara masum canlara düşman olarak hainlik içre can çekişmededir helak olmaktadır.Ey bakışı anlayışı eşekten öküzden ve hayvanlardan aşağı olan böyle daracık gönülle sıkılıp daralmadın mı?.
Cenâb-ı Hâk bizi riya ve gaflet ehli olmaktan ruhumuzu karartan bütün kötü zanlardan çirkin vasıflardan haram çirkin işvelerden ikiyüzlülükten bencillikten cehalletten zalim duyarsız vefasız yada hayırsızın teki olmaktan ifritlerin iblislerin kölesi olmaktan bu harap olmuş batmış sufli ve aşağı dünyanın Putperesti esiri olmaktan korusun muhafaza kılsın yarimiz ve yardımcımız olsun. İnşaallah
Mükemmel bir kitap bence herkes okumalı çünkü kendimizdeki hatalar eğitim sistemindeki hatalar ve ebeveyn hatalarını anlatıyor nasıl düzeltebiliriz diye o kadar akıcı bir kitap ki 2 günde bitirdim