OBJEKTİF OLAYIM DERKEN DİNDEN ÇIKILIR MI?
Hikmet-i Hûda, denk geldi, bu sıralar Kur'ân'ın âyetlerini kanunlar gibi görmeye dair birçok yazı karaladım. "Kanun" derken ne kasettiğimi de bir parça açayım: Efendim, kanun derken, "her zamanda nümûneleri bulunan hükümler" demeyi azmediyorum. Sözgelimi: Yerçekimi bir kanundur değil mi? Evet. Peki neden? Çünkü yer her zamanda çeker. Ve her mekânda bu çekimden dolayı çekilen/düşen bir şeyler bulunur. (Uzayda değilseniz tabii.) Ayağı kaydığı için havada uçmaya başlayanımız hiç olmamıştır. Hep düşülmüştür. Hep çekilinmiştir. İşte buna "kanun" denir. Yâni kanunlar sonuçları tekrarlanan hükümlerdir. Saded harici girecek ama söylemeden geçemeyeceğim: Benim evrim konusundaki itirazlarım da hep bu noktadan kaynaklanır: "Bilimsellik" dediğimiz bilgi alanının dayandığı "sonuçların tekrarlanabilirliği" ilkesi evrimde bulunmaz. Yâni, hangi şartlar bu katakulliyi tetikliyorsa, onların tesbit edilip laboratuvar ortamında tekrarlanmasıyla, bu evrim denen hakikati(!) görebilmemiz lâzımdır. Peki bize gösterilen bir şeyler var mıdır? Vardır. Ama bunlar hep tür içi çeşitlenmelerdir. Tür içi çeşitlenmelere hiç kimse itiraz etmez. Çünkü zaten şu dünyada kaç milyar insan varsa hiçbirinin yüzü, sesi, parmak izi, retina kalınlığı, DNA'sı, daha bilmem neleri neleri birebir birbirini tutmaz. Evet. Bu çeşitlenmedir. Haktır. Tekrarlanmaktadır. Her zamanda görülmektedir. Tamam. Fakat evrim hakkında asıl sorunumuz şudur: Bu türden tür içi çeşitlenmelerle türden türe atlamalar mümkün olabilir mi? Kardeşlerim, dostlarım, canlarım, bu konuda bencileyin derim ki: **Evrimciler gayba imânda Müslümanlardan daha ileridedirler. Hattâ dinlerinin haphalis Mü'minidirler. Meselâ: Müslümanlar, âyette buyrulduğu gibi, bahara bakıp tekrar dirilişin mümkünlüğüne kanaat getirirler. Nümûnesini görüp,
Merryliss Taylor
"Dokunmak istiyordu. Elinin içini kadının kalçasına uzattı. Şimdi avucunda onun inanılmaz yuvarlaklığı vardı. Şimşek çaktığında az sonra gelecek gürültüyle kadının uyanacağından çekiniyor ve elini çekiyordu. Bu zamanlamayı o kadar iyi yapıyordu ki Einstein gelse ona ışık hızını 'o gece' kadar iyi öğretemezdi."
Dokunmak
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Geleceğin uçan arabası baykar el cezeri Gözlerimde yaşlar, dinmedi bugün.. Şarkılar dinledim, olmadı bugün.. Aşıkmışım meğer, anladım bugün.. Gönlümün sevdası, zümrüt gözlerin. Halil Köse Zümrüt Gözlerin Saygıdeğer edebiyat defteri ailesinin değerli üyesi Halil köse bey zümrüt gözlerin adlı şiirinde gözlerinde yaşlar dinmedi bugün diyerek başlıyor sözlerine ve aşık olanın gözlerindeki yaşların dinmeyeceğini belirtiyor evet aşk Allah Teala yolunda ise kıymetli bir mücevher olur bugün Baykar firması prototip proje aşamasındaki Cezeri uçan araba modeli ile millet sevdasını bir kez daha kanıtlıyor Saygıdeğer okuyucular ve halil köse bey aşığın gözleri ne zaman sevdasına kavuşur o zaman zümrüt gibi parlar cezeri projesi ile Türk insanı şarkılar dinlesede bulamadığı morali yeniden bulacak ve hayata yeniden gülümseyecek cezeri ilk kez ismini müslüman alim ismail cezeriden alarak kökünü geçmişe dayandırıyor geçmişin o güzel insanları bugün yine bize ders ve ibret veriyor Azimüşşan Kuraanı kerimin fatiha suresi ile buyurduğu gibi Allahım bizi rahmet edip esirgediklerinin nimet verdiklerinin yoluna ulaştır nimet verilenlerden biride robot teknolojilerinin öncüsü ismail cezeridir mübarek mücadele suresi buyururki Size öğütlenen budur evet Allah Teala yaptıklarımızdan haberdar olandır 2020 yılında teknofestte tanıtılan el cezeri ise ilk önce havacılıktaki kargoculuğu kolaylaştıracak belkide uçan araba olacak Tusaş gökbey yerli savunma sanayi Göğsümde çalan kornalar Ki Ne metruk bir heceyim ne de Külüstür bir araba hiç değil Ama Sürekli kornaya basan isyankâr bir kız saklı içimde
Duygu ve Düşünce
SEN AYA ÇIK DA İSTERSEN SOL AYAĞINLA ÇIK!
Kenan DemirtaşKenan Demirtaş Hoca'nın kavramlar üzerine yürüttüğü o kıymetli çalışma sırasında farkedip anlattığı birşey vardı: "İnayet kısaca "nizam" demektir." Tabii kendisi bu keşfini nurculara bile anlatmakta zorlandı. Çünkü alışıldık manası şu idi: "İkram, yardım, ihsan, lütuf, iyilik, bağış..." Halbuki alıntı da yapıyordu: "Sâniin vücut ve vahdetine işaret eden delillerinden biri de inayet delilidir. Bu delil, kâinatı ve kâinatın eczasını ve envâını ihtilâlden, ihtilâftan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususatını intizam altına almakla kâinata hayat veren nizamdan ibarettir." ... Ama bu yazıyı okuyanlar, belki nizamın neden 'inayet' olduğuna da bir işaret bulacaklar. Uyarmadan yazıya girmeyeyim dedim. Uyardık. O zaman başlıyoruz. Bismillah. Başrollerini Kelly Macdonald ve İrfan Han'ın paylaştığı Puzzle filmi hakkında daha evvel bir yazı karalamıştım. [...] (Başlığı da şu: Gidecek bir yerin kaldıkça bir yere gitmezsin.) Macdonald'ın, satışa çıkardıkları gölevinin önünde, "Eskiden burası var diye her tatilde buraya geliyorduk. Başka hiçbir yere gitmedik. Şimdi ne olacak?" gibilerinden konuşan oğluna verdiği cevap üzerine söyleşiyorduk: "Gidecek bir yerimiz varken hiçbir yere gitmiyorduk. Şimdi gidecek bir yerimiz yok. Bir yere gitmek zorunda kalacağız. Bir şey yapacağız. Bir şey ya da birisi olacağız." Yeri gelmişken yazının âhirine bıraktığım "not"u da tırnaklayayım: "Bu filme dair şu yazdığım yazı "ibret alınması gereken" kısmına dairdi. Bir tane de "dikkat edilmesi gereken"e dair yazmayı düşünüyorum. Çünkü film aynı zamanda "belirsizliğin bereketi" üzerinden bir parça ateizm-hedonizm propagandası yapıyor. Onu ikinci yazıda konuşalım inşaallah. Tevfik ise Allah'tan." Zaman geçti. Havam dağıldı. Yazamadım. Ve İrfan Han öldü. Filmi/yazıyı yeniden hatırladım. Sonra
Tefekkürât
Ben bir tek annemin dizinde yattım, O bile tutmadı senin yerini. Albert Einstein 😃😃
Affetmek erdem mi?
"Zayıf insanlar intikam alır, güçlü insanlar affeder, zeki insanlar görmezden gelir." — Albert Einstein Hayat, her zaman adil değildir. Bazen haksızlığa uğrarız, kırılırız, ihanete uğrarız. Ve o anda içimizde bir şey kıpırdar: Ya hesap sormak isteriz ya da en azından kendimizi savunmak… Fakat asıl olgunluk, nasıl ve ne zaman karşılık vereceğini bilmekte gizlidir. İntikam, anlık bir zaferdir ama ruhu uzun süre zehirler. Affetmek, zordur; çünkü insana kendisini küçük düşürüyormuş gibi gelir. Ama affeden kişi, aslında özgürlüğü seçer. Geçmişin yükünü sırtında taşımaz. Ve bazen, en büyük tepki hiç tepki vermemektir. Zekânın suskun hâli, bağıran bir öfkeden çok daha etkileyicidir. Einstein’ın sözü, yalnızca bireysel ilişkilerde değil, toplumsal bağlamda da bir pusuladır. Gücünü karakterinden alan insan, öfkeye esir olmaz. Zekâsı derin olan ise, her kavgayı haklılık savaşı olarak görmez. Çünkü bilir ki bazı mücadeleler susarak kazanılır. Bugün bir tercihin eşiğindeysen… İntikamla mı, affetmekle mi, yoksa bilgelikle yol alacaksın? Karakterin, kimliğinden daha yüksek sesle konuşsun… Alıntı