(...) Şimdi, dilimize “zükemiyat nazariyesi” olarak geçen kuantum teorisinin ilim sahasında yol açtığı ihtilâlin hikâyesini, bir ünlü ilim filozofundan, Bertrand Russell’dan dinleyelim:
“Tarihte ilk defa muayyeniyetçiliğe-determinizme, şimdi bilim adamlarınca, ilmî esaslara dayanılarak karşı çıkılmaktadır. Karşı çıkış, zükemiyat-kuantum mekaniğinin yeni usûlleriyle atomun incelenmeye başlamasının ardından ortaya çıkmıştır. İsyanın önderi, Sir Arthur Eddington’dur; gerçi en iyi fizikçilerden bazıları (meselâ Einstein) bu hususta onunla hemfikir değildir ama, Sir Arthur Eddington’un öne sürdüğü deliller oldukça kuvvetlidir. Şimdi teknik teferruata boğmadan, bu bilim adamının görüşlerini inceleyelim:
**Zükemiyat-kuantum mekaniğine göre, muayyen (belirli) şartlar altında bir atomun ne yapacağı bilinemez; atomun önünde kesin bir dizi alternatif vardır; atom bazen alternatiflerden birini, bazen diğerini tercih eder. Bu alternatiflerden birini hangi ölçüde, ikincisini hangi ölçüde, üçüncüsünü hangi ölçüde vesaire tercih ettiğini biliriz. Ama bir tek durumdaki bir tercihi belirleyen bir kanun bilemeyiz. Biz bu esnada tıpkı Haydar Paşa tren istasyonu gişesindeki memur gibiyizdir; memur, dilerse yolcuların yüzde kaçının bu istasyondan Eskişehir’e, yüzde kaçının Konya’ya vesaire gittiğini tahmin edebilir; ama yolcuların bir şehirden başka bir şehre gidişlerindeki tercihi belirleyen şahsî âmilleri bilemez. Doğrusu bu iki durum tamamen birbirlerine benzer de değildir: İstasyondaki gişe memurunun kendine ayrılmış zamanı vardır ve bu zaman içinde, insanlar hakkında, onların gişeden bilet alırken bahsetmedikleri bazı şeyleri farkedebilir. Bir fizikçinin böyle bir avantajı da yoktur; çünkü çalışmadığı zamanlarda, onun atomları müşahede imkânı bulunmamaktadır. Laboratuvarında
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997, Remzi Vatansever imzasıyla ), -Yağmurcu- Çerçevesinde İlmin Dine Tasallutunun Hikâyesi. MUAYYENİYETÇİLİĞİN SONU...