Hayat, bizim bildiğimiz hayattan daha derin, daha geniş, daha zikzaklı ve daha karmaşıktır. Onu basit ve anlamsız bir söz, bembeyaz bir kağıt parçası ya da dümdüz bir yol haline getirmek istersen hata yaparsın. Hayat sadece bu harabelerin taşları, bu hurma çekirdekleri, bu gördüğümüz Dicle nehri değildir, ancak o harabelerin arasında dolaşan rüzgar ve sesler, toprağın derinliklerindeki hurma ağacının kökleri, Dicle'nin dibinde meydana gelen ve bizim görmediğimiz bütün o altüst oluşlar, bunların tümü hayatın birer parçasıdır. Bir parçayı sayıp ötekini saymazsan, sağlam gözümü görüp, kılıç darbesiyle ışığı kesilen kör olanı görmezsen, o vakit yanlış yaparsın. Hayat, ataların mirasıdır, hayat tarihin ve zamanın yadigarıdır.
Kimileri dünyayı yönetir, kimileri de yönetilen o dünyanın ta kendisidir. Servetini İsviçre'de ya da İngiltere'de saklayan bir Amerikalı milyonerle bir kasabanın sosyalist lideri arasında nitelik bakımından hiçbir fark yoktur; fark nicelikten kaynaklanır yalnızca. Uzakta, aşağıda biz varızdır, yani kılıksız insanlar, biz, bohem oyun yazarı William Shakespeare, biz, öğretmen John Milton, serseri Dante Alighieri, dün alışverişimi yapan çocuk, komik fıkralar anlatan berber, yalnızca önümdeki şarap şişesinin yarısını içmedim diye geçmiş olsun dileyerek kardeşçe bir jest yapan garson.
Ömrüm boyunca, hayatımı ezen koşulların bazılarından kurtulmak istediğim, buna karşılık kendimi benzer başka koşullar tarafından kuşatılmış olarak bulduğum çok oldu...