Toplumlardaki derin altüst oluşlar elbette sadece bir dış olaya tepki olarak ortaya çıkmaz. Bunun için zihinlerde uzun bir yolun katedilmesi, toplumsal veya kimliksel gerilimlerin ve iyi çözümlenmemiş sorunların birikmesi gerekir. Kimi zaman da bir katalizör olmazsa dönüşüm varsayım düzeyinde kalır.
Ulusları eğitmenin, onlara ilerlemeye ve uygarlığa giden yolu göstermenin en iyi yolu, bu konuda başarılı olanların nasıl bir yöntem izlediklerini açıklamaktır.
Tasalanma. Sen çok fazla şey ve çok az şey gördün, tıpkı senden önceki bütün insanlar gibi. Çok fazla ağladın, belki de çok az, tıpkı senden önceki bütün insanlar gibi. Belki çok fazla sevdin ve nefret ettin - ama sadece birkaç yıl- yirmi falan. Yirmi yıl nedir ki zaten? Sonra senin bir parçan öldü, tıpkı artık sevemeyen ya da nefret edemeyen diğer insanlarda olduğu gibi.
Pek çok acıya katlandın, senden önceki bütün insanlar gibi, istemeyerek. Bedenin çok kısa süre sonra senin için usandırıcı olmaya başladı. Onu hiçbir zaman sevmedin. Bu senin için kötüydü - ya da iyiydi, çünkü sevilmeyen bir bedene ruh da artık pek bağlanmaz. Peki, ya ruh nedir? Muhtemelen sen hiçbir zaman bir ruha sahip olmadın, sadece aklın vardı, o da duyguları düşünmüyordu. Yoksa orada bazen başka bir şey de mi vardı? Belli anlar için? Çançiçeklerine ya da kedi gözlerine bakarken ve vir insan için ya da belirli taşlar, ağaçlar ve heykeller için duyulan kederde; büyük Roma şehrinin gökyüzündeki kırlangıçlar için.
Tasalanma.
Bir ruhla donatılmış olsaydın bile, o ruh derin, rüyasız uykudan başka bir şeyi arzu etmez. Sevilmeyen beden artık acı çekmeyecek. Kan, et, kemikler ve deri, hepsi ufacık bir kül yığını olacak, beyin de niyahet düşünmeyi bırakacak.
Tasalanma -her şey boşuna olmuş olacak- tıpkı senden önceki bütün insanlarda olduğu gibi. Tamamen olağan bir hikaye.