Livnat'ın eğitim bakanı olduktan sonra yaptığı ilk işlerden biri, ortaöğretim tarih kitaplarının yeni tarihçilerin etkisine dair tüm izlerden arındırılarak yeniden yazılması emrini vermek olmuştu. Resmi anlamda başlatılmış böylesi saldırılara ek olarak, yeni tarih yaklaşımının itibarını ve ona yönelik ilgiyi zayıflatan iki de olay yaşanmıştı. Bunlardan ilki, Teddy Katz olayı; diğeri ise Benny Morris'in İsrail-Filistin anlaşmazlığı konusundaki yaklaşımını radikal bir biçimde değistirmesiydi. Teddy Katz 1998'de Hayfa Üniversitesi'ne Alexandroni Birliği'nin Mayıs 1948 sonlarında, Hayfa'ya otuz kilometre uzaklıktaki Arap köyü Tantura'da düzenlediği katliamla ilgili bir yüksek lisans tezini sunmustu. Katz'ın, Tantura'lı iki yüzden fazla köylünün köy teslim olduktan sonra vurulduğuna ilişkin bulgusu, Ocak 2000'de İsrail basınında yer almıstı. Bu durum bir fırtına koparmıs, Alexandroni Birliği'nin emekli üyeleri Katz'a karşı hakaret davası açmıştı. Yargılamalar, Teddy Katz imzasıyla yayınlanan şu açıklama ile sona ermişti: "Kanıtları tekrar tekrar gözden geçirdikten sonra Alexandroni Birliği'nin veya savaşmakta olan herhangi başka bir Yahudi biriminin Tantura köyü halkını teslim olmalarının ardından öldürdüğü iddiasına dayanak oluşturan herhangi bir sey olmadığı konusu benim için şu an şüpheye yer bırakmayacak biçimde açıklığa kavuşmuştur." Katz daha sonra açıklama ve ifadesini geri almıs, ancak mahkeme bu ifadeyi geri çekmesini engelleyerek, aleyhinde karar vermistir. Mahkeme Hayfa Üniversitesi'nden akademik uzmanlarca bir iç soruşturma yürütülmesi isteminde bulunmuştu. Soruşturma, yüksek lisans tezinde, özellikle görüşme kayıtlarının çözümü konusunda ciddi mesleki kusurlar saptamış ve sonuç olarak Katz'ın yüksek lisans derecesi iptal edilmişti.
Sayfa 25·Kitabı okuyor
Siyaset
"BEN" ve BİR RÜYÂ...
(...) Dante’nin ilk defa “ben” diye bir üslûbla hikâyeye kendini de dahil etmesi ve bununla irtibatı içinde, konferans sonrası bir rüyâ: - “Hükümetin yeni bir zulmü”, “hükümetin yeni bir icraatı” minvalinde bir haber okuyorum… Sanki Milli Gazete, Akit gibi, hükümet muhalifi İslâmcı bir yayın organında ve bir tenkid üslubuyla kaleme alınmış… Buna göre, Tilki Günlüğü yasaklanmış… Altıncı cildinden sonra, 2, 3, diğerlerinin de toplatılması söz konusu… Rejim aleyhtarı yönelişlere fidelik etmesinden… Onunla beraber James Joyce’un “Sesleniş” isimli bir romanı da yasaklanmış… Joyce’un böyle bir romanını bilmiyorum… Aklıma Türkçe neşri beklenen Finnegan’s Wake geliyor… “Wake” İngilizce’de “uyanış” demek; ve acaba “uyandırış, uyarış” ve dolayısıyla “sesleniş” mânâsı da var mı?.. Kasdedilen o mu?.. Haberin “ben” diye bir üslûbla yazılmış olması dikkatimi çekiyor; ve kelimeler arasında “benim” diye bir kelime… Bu üslûbun bu habere gitmediğini düşünüyorum… Neden sonra muhabirin imzası gözüme çarpıyor: Hakan Albayrak… Daha önce duymadığım bir isim… “Artık kültür eserlerine de saldırıyorlar, zulüm -28 Şubat Süreci- iyice ayyuka çıktı” derken bir de fark ediyorum ki, uykuda değilim; sanki uyku bir ân gelmiş, açık gözkapaklarımdan içeri sızmış ve bana seslenip gitmiş…” (30 Ocak 1998)
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ocak 1998
Alman Dışişleri Bakanı Kinkel'in "Öcalan terörden vaz­geçerse onu muhatap olarak kabul eder ve görüşürüz" sözleri, Almanya'nın PKK'ya siyasi bir kimlik kazandır­ma hazırlığında olduğunu göstermektedir.
İrticayı 1999 yılında öngören Prof. Dr. Cahit Tanyol
İmam Hatip Okullarının amacı din adamı yetiştirmektir. Fakat bu okullar fırsatlardan yararlanarak eski medreselerin hortlatılmasına zemin hazırlamıştır. RP'nin yer almış olduğu koalisyon döneminde meslek okullarına üniversiteye girme hakkı tanındı. Refah Partisinin bu kanunu çıkarmaktaki ama­cı İmam Hatip çıkışlıların devletin köşe başlarını tutmasını sağlamaktı. Bütün çabalarına rağmen yanız Harbiye'ye gire­mediler. Biraz mırıldandılar, pabuç pahalı geldi. Öğretim hakkı dediler. Devletin diğer örgütlerine sızmak suretiyel su­başlarına kendi adamlarını yerleştirdiler. Bir de görüldü ki, mülki idare başta olmak üzere, devlet mekanizmasının bütün köşe bucakları imam Hatip kökenlilerle doldurulmuş. Milli Eğitim Bakanlığı, Talim Terbiye Kurulu onların eline geçmiş. **Üniversitelerin her dalında molla kılıklı öğretim üyelerinin sa­yısı çoğalmış, liselerde felsefe ve sosyoloji dersleri itelene­rek kapı önüne atılmış. Onların yerine, bütün sınıflara zorun­lu din dersleri konulmuş. Her üniversitede bir İlahiyat Fakül­tesi, her ilde bir İslam enstitüsü, sayısı yüz binleri bulan kız ve erkek imam Hatip Okulları ve bir o kadar Kur'an kursları, bütçesi ve kadroları alabildiğine şişkin bir Diyanet İşleri Baş­kanlığı, sayılı milyonların çok üstünde cami ve mescit yapma seferberliği... bütün bunlar tabanda bir siyasi sömürü ağının dayanakları. Şu anda Türkiye bir irtica ve din sömürüsüne teslim olmuş durumda. Şu anda Türkiye'de her gün Mene­men olaylarına taş çıkaracak irtica suçları işlenmektedir. Her gün üniversitelerin önü, camilerin çevresi polis kordonu altın­da. Yapılan gösterilerin amacı devleti çürütmek, kanunları iş­lemez hale getirmek. Türban gibi anlamsız bir olayın, ikide bir insan hakları maskesi altında Türkiye Büyük Millet Mecli­si'ni, Anayasa Mahkemesi'ni,
Açık Sabaha Kadar
... İstanbul'un uzak semtleri ayrı bir memleket artık fark tutmuş mevsimleri yakın sus ya da uzak konuş hep kapalı çiçek neye dokunsan trafiğe kapalı ölüme açık kayıtsız çelik gerdanlık bağlanamadan birbirine kendiyle solan şiirler: kimsenin sahip çıkmadığı hayat oku istersen avarelik üzerine Beyoğlu'nun eliyle yazılanlar açık sabaha kadar vitrinlerde yaşıyor sokaklarda ölüyor kökü içerideki ideoloji Millî Birliğimiz ve Beraberliğimiz bir yanda bir yanda Edirne'den Ardahan'a her yer gurbet detone adımlarım, açık alnım, her on yılda bir ihtilaline çıktığım kimsesizler yurdum, birbirini tutamadan el ele intihar ediyor Asya’yı Avrupa'ya bağlayamayan köprülerde 75 yıldır kurtarılamayan memleket - Kusura bakmayın Memur Bey, kimliğimi tarihte unutmuşum. Aralık 1998 - Ocak 1999
Sayfa 103·Kitabı okudu
Bir Proje Olarak İslam'ın Türkleştirilmesi
9 Ocak 1932'den 7 Şubat 1932 tarihine kadar geçen bir aylık zaman dilimi (Ramazan 1350) Cumhuriyet devrinin en önemli inkılâplarından birine sahne olmuş, Tanzimat'ın ilanından itibaren zayıf bir şekilde başlayıp II. Meşrutiyet'in ilanıyla yükselen, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte gerekli tüm hazırlıkları tamamlanıp müteakip yıllarda parça parça hayata geçirilen İslam'ın Türkleştirilmesi Projesi, işbu dönemde (1932 Ramazanı'nda) kemal noktasına ulaşmıştır. Bu projeye temel teşkil eden tez (Müslümanlık: Türk'ün Millî Dini), 1932 Ramazanı'ndan kısa bir süre sonra Maarif Vekili tayin edilecek olan Aydın Mebusu Dr. Reşit Galip (öl. 1934) tarafından kaleme alınmış ve Mustafa Kemal Atatürk'ün fikrî ve siyasî desteğiyle de tatbik mevkiine konulmuştur.156 Dr. Reşit Galip'in "Müslümanlık: Türk'ün Millî Dini" başlığıyla kaleme aldığı tezin kaynaklık ettiği 1932 Ramazanı İnkılâbı, hiç kuşku yok ki siyasî merkez tarafından hayata geçirilmeye çalışılan ibadetleri Türkçeleştirme, dini Türkleştirme projesinin en önemli safhalarından biridir. Nitekim camilerde ve meşhur hafızların öncülüğünde Türkçe Kur'an okuma denemelerinin yapıldığı, ezan, tekbir ve salaların Türkçeleştirilip sadece namazların istisna edildiği157 bu inkılâp hareketi sırasında elden gelen bütün gayret gösterilmiş, hatta halkın merak saikiyle camilere dolarak izlediği büyük ihtifaller düzenlenmiş olduğu halde arzu edilen başarıya ulaşılamamıştır. 156 Dücane Cündioğlu, Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisi, sh. 68, İstanbul, 1998. 157 Merhum Mahir İz (öl. 1974) hatıralarında: "Hafız Ali ve İdris Efendi'nin muvafakat etmemesine mukabil, Ali Rıza Sağman'ın Yerebatan Camii'nde namazda Türkçe olarak Kur'an-ı Kerim'in mealini okuduğu işitildi; selâm verince, arkasında cemaat kalmadığını görmüş, dediler" şeklinde bir
3. Basım: Temmuz 2014, Kapı Yayınları·Kitabı okudu
Atatürk