“Ağaçlar, diye düşündüm, bana söyleyeceğiniz bir şey kalmadı, soğumuş kalbim sizi işitmiyor artık. Oysa tabiatın ortasındayım, ama gözlerim ışıklı alnınızı gölgeli gövdenizden ayıran çizgiyi kayıtsızca, sıkıntıyla kaydediyor. Kendimi şair zannettiğim olduysa da, şimdi şair olmadığımı biliyorum. Belki hayatımın yeni başlayan bu kupkuru döneminde, tabiatın artık bana vermediği ilhamı insanlarda bulabilirim. Ama tabiatı şarkılarımla övme ihtimalimin olduğu yıllar asla geri gelmeyecek.”
“Bu sert ton, üzüldüğünü belli etmek istemeyen kişinin kederidir ve gülünç olmakla kalmayıp, aynı zamanda çaresiz ve çirkindir, çünkü kederin önemli olmadığını, hayatın ayrılıklardan daha ciddi bir şey olduğunu düşünen insanların üzülme şeklidir.”
“Geri dönüşü olmayan yalnızlığım o kadar yakındaydı ki, benim gözümde başlamıştı ve mutlaktı. Çünkü kendimi yalnız hissediyordum. Her şey bana yabancı olmuştu, kendi çırpınan kalbimden kopup etrafımdaki şeyleri bir dengeye oturtacak sükuneti bulamıyordum içimde.”