Bir yandan düş olduğunu bal gibi bildiğim şeylerin gerçekte bir karşılığı olabileceğini de —evet, gene— kurdum; bunların gerçekleşmesini beklerken, bir yandan da, onların aslında gerçeklikte karşılığı olamayacağını, gene, kurdum— her iki durumda da, kendimi avuttum, pohpohladım, aldattım.
Oysa, düşlerimi gerçekten gerçekleştirmeye cesaretim olsaydı, beklemektense, işe girişip, en azından, başarısız da olsam, gerçek —ve evet, hakedilmiş— bir yıkıma ulaşabilirdim; ya da, korkaklığımı açıkça kabullenerek, gerçeklere boyuneğip, düşlerimi bir kenara atabilir; o zaman da, gene hakedilmiş bir lanetlenmeyi —gerçekten— yaşayabilir; sonunda da pısırık ve sessiz bir ölüm bulabilirdim.