Benim en içimde yaşadığı halde, bana son derece yabancı —nasıl oluyor da içimde bulunuyor öyleyse; bunu da, bilmiyorum.
Tek bildiğim, orada olduğu —hep, ben yaşadığım sürece, orada olacağı. ——Ondan kurtuluşum yok.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
——— Çünkü onun benim yaşamımdan bekledikleri ile benim kendi yaşamımdan beklediklerim, çok farklı. Benim, birşey yapmak için bir neden bulamadığım bir durum, onun için, hemen, o anda birşey yapmayı gerektiren bir durum olabiliyor— ve tersi: ben birşey yapmağa karar verip kendimi buna yönelttiğimde, o, kovuğuna çekilip, sinebiliyor.
En çok dayanamadığı da, benim, devinimsiz, eylemsiz kaldığım zamanlardaki halimdir —(gün olur, hiçbirşey yapmak gelmez içimden; ya da: hiçbirşey yapmak gelir
—öyle, bir köşeye oturur, saatlerce, etrafıma bakınırım— seyrederim. Kafamdan binbir türlü imge, tasarım, düşünce —öylesine, gelişigüzel— geçip durur;
zaman da geçer ya, öyle ——
aldırmam…), bu durumlarda, içimde, kocaman kıskacının çat-çatını, sert ayaklarının yan yan eşelenen öfkeli katırtısını duyarım. “Yürü git!”, der bana; ama ben kalakalmış olurum. Dinlemem onu; belki, dinlemek elimden —içimden— gelmez.
İçimde bir yengeç var.
•
İçimdeki en kuytu kovukta yaşıyor olmalı; oradan seyrediyor herhalde her yaşadığımı. Ancak arada bir hissediyorum varlığını —ancak arada bir belli ediyor kendini. Ama biliyorum: hep orada…
Ortaya çıkıp kendini gösterdiği —kovuğundan çıkarak yaşadıklarımın içine girdiği— durumlar, galiba çoğunlukla, deniz kıyısında olduğum zamanlardır: O zamanlar —hele bir de ay varsa— hele hele, dolunay; ışığı da denize vuruyorsa— dayanamadığı bir itkiyle çıkar kovuğundan, kıyıya yönelir; beni de sürükler, götürür.