Özellikle anneme bir şey açmamağa, sezdirmemeğe özen gösteriyordum, şaşkınlığa düşmesinden korkuyordum, bana kınar gibi bakacağı düşüncesi beni yıldırıyordu. Kısa zaman sonra annem bana artık hiç bir şey sormaz oldu.
Hastaların, uzun süre büyük acı çektiklerini gördüğüm zamanlar, yakınlarının durgunluğu karşısında sık sık öfkeye kapılmıştım: 'Ben olsam, öldürürdüm onu.' Oysa ilk sınavda yelkenleri suya indirmiştim: Toplumsal ahlâka yenilmiş, kendi ahlâkımı yadsımıştım.
Babamın ölümünden sonra Germaine teyzem, söz arasında: 'Kusursuz bir koca değildi', diyecek olduydu da annem onu fena terslemiș: 'Bana her zaman büyük bir mutluluk vermesini bildi o', demişti. Kendi kendine, bunun böyle olduğunu hep söylemiş, öyle olduğuna kendini inandırmıştır muhakkak. Gene de, bu iğreti iyimserlik, susuzluğunu gidermeğe yetmiyordu.