Her devlet; alenen katildir, ölüm makinesidir. Onlar her zaman açgözlüdür. Çoğu zaman istedikleri şey: her zaman daha fazlasına sahip olmaktır. Daha fazla toprak, daha fazla insan, daha fazla güç, daha fazla para... Bu insanlık dışı hedeflere giderken-onlar için sadece sayıdan ibaret olan- milyonlarca insanı öldürürler. Şah geride durur, piyonlar onu korur. Sonunda zafer piyonların değil şahın olur. Bu toplu katliamlarda milyonlarca insan ölür. Söylemesi, yazması oldukça kolaydır.
Peki ya yaşaması?
Eğer o yakını ölen veyahut öldürenlerden değilsek empati gücümüz ne kadar gelişmiş olursa olsun, onlar bizim içi hala sayılardan ibarettir. Savaşın bizler için hala bir haklılık sebebi olabilir fakat onlar için asla!
Bizler gerçek yıkımı göremesek bile görebilmeyi denemeliyiz. Her devlet yalnızca sayı olarak gördüğü milyonlarca hayatı, aileyi, kalbi, anıyı yıkım makinesine dönüştürmek ister.
Yıkım makinesi olmayı reddediyorum.
Kitap savaş yıllarında özgürlük uğruna Avusturya'dan İsviçre'ye kaçmış bir ressam ve karısının öyküsünü ele alır. Ressam askere çağrılır fakat özgürlük arzuları ve barışçıl yapıları ressamı ve eşini bu çağrıyı derince sorgulamaya iter.