TÜRK , TÜRKÜ , TÜRKÇE......
Dünyada bir milletin adıyla özdeş hâle gelmiş ender müzik türlerinden biridir türkü…
“Türk” sözüne nispet i’si eklenerek oluşturulan bu kelime, Türk’ün adıyla anılmış ve dünyaya bu adla yayılmıştır. Bundan türkünün; Türklere ait olan, onların icat ettikleri bir nağme, bir ezgi, bir müzik türü olduğu anlaşılmaktadır.
Geniş Asya bozkırlarında yüzyıllarca at koşturan atalarımız, bir taraftan olumsuz doğa koşullarına karşı mücadeleler verirken öte yandan hayvanlarına otlaklar bulmak ve yurt tuttukları coğrafyaları korumak için ha bire savaşmışlardır.
Bundan dolayı Türklerin tarihi, aynı zamanda bir savaş tarihi sayılır. Hatta bu yüzden bazı tarihçiler Türk tarihi hakkında eksik ve yanlı değerlendirmeler yapmışlardır.
Peki Türkler savaşmaktan başka bir şey düşünmemişler midir? Gündelik hayatlarında şarkı, türkü, müzik, edebiyat, şiir gibi güzel sanatların yeri olmamış mıdır?
Elbette olmuştur!
Türklerin savaş tarihleri kadar büyük ve muazzam bir kültür tarihleri de vardır… Bu büyük tarih içinde; taşa ruh katan mimarlık şaheserleri, zengin müzik birikimleri, tarihin ilk çağlarından kalan sözlü edebiyatları ve binbir tattan oluşan mutfak kültürlerini sayabiliriz.
Rahmetli Bahaeddin Ögel’in 9 ciltten oluşan Türk Kültür Tarihine Giriş adlı bir kitabı vardır. Bu kitabın her bir cildinde Türklere ait mimari, beslenme, giyinme, gelenekgörenek, yasa-töre, yazı, edebiyat, din, düşünce gibi pek çok konu ayrıntılı olarak incelenmiştir… Kitabı okumayanlara tavsiye ederek tekrar konumuza dönelim…
Uygur metinlerinden itibaren eski Türklerin müzik kültürüyle ilgili bilgilere rastlamaktayız. İslam öncesinde Türklerde bestelenmiş eserlere ırveya yır, sazlarla çalınan melodiye ise küg ismi veriliyordu. Atalarımız bu dönemde av törenlerinde koşuklarla