Bu âfeti bir od gibi sırtında taşımaktadır ve o koştukça bu od daha ziyade alevleniyor, her kıvılcımı bir ayrı ateş kesiliyor. Kaçan aşık bir tarafı tutuşup da telaşından koşmaya başlayan bir kazazedeyi hatırlatmaz mı? Bu kazazede koştukça daha ziyade tutuşur, tutuştukça daha ziyade koşar.
Dağdan odun getiriyordum. Herkes ona odun diyordu. İki heceyle odun. İşte, ateş veren şey... Ama ben onun ilk hecesiyle ilgilendim. Ateş olan kısmına, gönüllerde aşkı tutuşturan alevli kısmına, od'a talip oldum. Herkes dağa odun için gittiğimi sanıyordu ama ben od için gidiyordum. Gidiyor ve od üzerine kendimle konuşuyor, kendime konuşuyor, içimde onun alevini hissediyor, gönlümü onunla tutuşturuyordum.
1 Söylesem âh-ı dilim cümle cihân oda yanar
Yalınuz sanma cihân kevn ü mekân oda yanar
2 Şöyle 'aşk âteşi var sînede ey zâhid-i huşk
Bir 'alev žâhir ola iki cihân oda yanar
3 Bilmezem âteş-i 'aşkı nice takrîr ideyin
Dutuşur başdan ayağa dil ü cân oda yanar
4 Şöyle yakdı beni 'aşk odı ser-â-ser cânâ
Yanıma gelse benüm pîr ü cüvân oda yanar
5 Teb-i fürkatde nedür hâli disen Sebzî’nün
Dutuşur külli teni sanki hemân oda yanar