🅗🅐🅡
~Yedi Aşiret Serisi~
Herkese Merhabalar...
Bugün sizlere kalemini çok sevdiğim yazarın son kitabı ile geldim.
Ehh biraz sitemkar olacağım.
Yani çok özledik lütfen bir daha bu kadar uzun ara olmadan kaleminizden mahrum olmadan okuyalım.
Zira böyle nahif ve duyguları hissettiren kalemlerden çok daha fazla okumak istiyoruz.
Her duyguyu veren, karakterler ile bütünleşen harika bir seri bu.
Seri olsa da tabi ilk defa tanışacak olanlar için hemen eklemek isterim ki bağımsız okunabilir.
Her kitapta ayrı karakter ve hikayeleri işleniyor.
Bu kitap biterken de ne kadar güzel bir kapanış yapılmış.
Ayyy gelecek olan kitaptan spoiler verilmiş ve bir hayli de heyecan yarattı.
Özellikle merak edilen ikililer olunca, geniş bir aile ve çocuklar da işin içine girip onların hikayesine de değinilince tabi ki okuması da başka keyifli oluyor.
Yetişkin içerik soracak olursanız minimum düzeyde az yani dozunda ve daha çok duygular ile yaşanılan olaylar üzerine kurulmuş bir hikâyeleri var.
Kenan Cesur ve Gazel Ateş
Kenar, Cesur aşiretinin ikinci oğludur.
Abisi ve babası ile ön yedinci yaş gününü kutlayacağı gün gittikleri İskenderun'daki limanda bir suikasta uğrarlar.
Bir tek Kenan yaralı olarak kurtulur.
İdolü olarak gördüğü abisi ona son nefesinde kurtaracak çıkışı söyler.
Kenan bu suikastten derin yaralar alır, sol kolu hissiz kalır ama en büyük yarayı ruhundan alır.
Orada intikam hırsı ile dolar.
Abisinin gösterdiği yoldan gidip güvendiği kişiler ile bir süre iyileşmeyi bekler.
Herkes onu öldü sanıp aşiretin başı ağasız kalmasın diye amcası Kamber yedi aşiret kararı ile başa geçirilir.
Ta ki Kenan çıkıp gelene kadar.
O gün ana kucağına koşan yıllardır görmediği ama görünce boynuna koşacağını düşündüğü anasını, amcası ile görünce dünyası başına yıkılır.
Tek kaldığını o zaman anlar
#KübranınKitabı
Merhaba kitap dostlarım
Bugün sizlere yine severek okuduğum bir kitapla geldim. Emine Işınsu’nun kalemine zaten hayranım ama bu kitapla birlikte bir kez daha neden bu kadar sevdiğimi anlamış oldum. Her kitabında olduğu gibi yine beni içine çeken, hem düşündüren hem de keyifle okutan bir eserdi.
Tarihi sade ve akıcı bir dille anlatması kitabı çok daha özel kılmış. Kısa olmasına rağmen dolu dolu bir okuma sundu. Sayfalar ilerledikçe hem öğrendim hem de büyük bir keyif aldım.
Bilge Kültür Sanat benim en sevdiğim yayınevlerinden biri. Şimdiye kadar yayınevinden okuduğum birçok kitap harikaydı ve bu kitap da beni yanıltmadı. Emine Işınsu’nun kalemine bir kez daha hayran kaldım ve kalan tüm kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
Benim için çok güzel bir okuma oldu. İyi ki okudum diyorum ve özellikle genç okurlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.
Siz Emine Işınsu’nun kitaplarından okudunuz mu? Ya da Bilge Kültür Sanat’tan en sevdiğiniz kitap hangisi?
Herkese merhaba.
Bugün Dan Brown ile sizlerleyim. Okuduğum ilk kitabıydı. Ve çok beğendim.
İlk kitabını yayınlamak üzere olan bir profesör, konuşma yapmak için Prag’a gider. Konuşması sorunsuz geçer ve herkes konuşmasını sever. Yalnız kitabında bir sorun vardır. Kitabı her yerden silinmiştir. Neden ve kim tarafından silindiğini anlamaya çalışır. Bu sırada birkaç tane ölüm tehlikesi de atlatır.
600 küsür sayfalık çok akıcı bir kitaptı. Okumam biraz uzun sürdü yine de. Çokça bilimsel konuşma yer alıyordu. Bu yüzden okuması biraz zordu. Anlamak için çaba göstermem gerekiyordu. Gerçek olduğunu araştırmadım ama içinde değişik düşünceler vardı.
Bundan sonra Dan Brown’ın başka kitaplarını da okurum. Heyecanı olsun, dilinin akıcılığı olsun beklediğimden çok daha eğlenceliydi. İçine çekti resmen beni.
Sanırım kendisi kitaplarında aynı ana karakteri yazıyormuş. Bunu sonradan öğrendim. O yüzden kitaplarını da yazılış sırasına göre okuyacağım.
Herkese iyi okumalar.
Sırların SırrıDan Brown · Altın Kitaplar · 20254,013 okunma
Hiç sevmedim, zerre tavsiye etmiyorum.
Ottoman mahlasını kullanan bir yazarın(?) ilk ve tek kitabı Çay Kaşığı. Aylar önce, yeni Türk yazarlar keşfetme heyecanıma yenik düşerek aldığım kitabı bir kaç gün evvel bitirdim. Ve ben bu kitabı hiç sevmedim.
Neden ona dair bir yorum yazdığıma gelirsek: Bir kitabı neden sevmediğimi belirtmek zihin açıcı ve gerekli bir eylemdir benim için.
Kitap Stephan Brooks adında bir felsefe profesörünün bir sabah daha önce görmediği bir yerde uyanmasıyla başlıyor. Staphan kendisine ait olup olmadığını pek hatırlayamadığı bu evde uyandığında evi darmadağınık buluyor, duvarda tırnak izleri, zihninde bir kadın çığlığı var. Stephan evinin neden dağınık olduğunu, kapısının neden kırık olduğunu hatırlamıyor. Hatta o günün pazar olduğunu bile hatırlamıyor ve üniversiteye ders vermeye gidiyor.
Gün ilerledikçe işler daha da karışıyor ve iki farklı mafya daha önce borç olarak verdikleri birer milyon doları Stephan'dan geri istiyor; bir hafta içinde bu parayı ödemezse onu öldüreceklerini söylüyorlar. Stephan bir yandan kim olduklarını bilmediği kadınlarla karşılaşıyor, bir yandan annesinin hastalığı ile uğraşıyor. Her şey belirsiz, sanki bir sanrının ürünü; olaylar gerçekle hayal arasında bir yerde gerçekleşiyor. Stephan kafasının içinde biriyle konuşuyor. Babasına dair kötü anıları depreşiyor. Bir çocuğu olduğunu öğreniyor. Eşini bulmaya çalışıyor vs.
Tabi Stephan'ın aklını en çok meşgul eden şeyse "çay kaşığı". Olur olmaz yerde "Acaba burada çay kaşığı var mı?" diye düşünüyor; her şeyi, herkesi çay kaşığına benzetiyor.
Buraya kadar çok ilginç bir kitap gibi görünüyor ama öyle değil. Anlatıcı her ne kadar Amerikalı olsa da Türk kültürüne dair olgularla konuşuyor, bu sinir bozucu, hem de çok. Romanın baş kişisini bir türlü kabullenemedim bu
Çay KaşığıOttoman · Hayal Yayınları · 201226 okunma
Herkese Merhaba
Bugün sizlere Şebnem Ekşib kaleminden Sayıların ve Renklerin Sırlı Dili kitabının yorumu ile geldim
Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 176 sayfalık bir kitap
•Yaşadığımız tüm bu mücadele, o bitmek bilmeyen hayat koşturması aslında tek bir ana kapıya ulaşmak için. Yani kendimize ve içimizde saklı olan o büyük, kudretli varlığa, özümüze dönmek için. İşte bu kitap, tam olarak o kapıyı aralayacak anahtarları; yani bize unutturulan, Doğu’nun derinliklerinde gizlenmiş kadim öğretileri önümüze seriyor.
•Evren muazzam bir matematiksel planla örülmüştür. Mesela kutsal geometrinin en temel sembollerinden biri olan Yaşam Çiçeğinin ardındaki 19 kodunu veya inanç sistemlerindeki duaların, Esma-ül Hüsna’ların (99) ve Doğu öğretilerindeki mantraların (108) ardındaki o sayısal mühürleri okurken şaşkınlığımı gizleyemedim. Sözler veya kelimeler birer mühürse, o mührün basıldığı yer sayılarmış; bu ilahi akışa yolu aslında sayılar gösteriyormuş.
•Renklerin hayatımıza, psikolojimize nasıl yön verdiğini fiziksel ve enerjisel boyutlarıyla öğreniyoruz. Kırmızı, turuncu, sarı gibi sıcak renklerin titreşimi yüksek olduğu için fiziksel dünyada bizi nasıl hıza, harekete ve çabuk ol duygusuna ittiğini görüyoruz. Öte yandan mor, indigo ve mavi gibi frekansı yüksek ama titreşimi düşük soğuk renklerin o ağır, asil etkisini inceliyoruz.
•İsim ve soyisim analizi kısmında özellikle biz kadınlar için evlilikle soyadımız değişse bile, ruhumuzun bu dünyaya getirdiği o ana kök kodun, atalarımızdan devraldığımız enerjinin asla silinmediğini öğrendim. Sonradan aldığımız soyadı üzerimizde sadece ikincil bir katman oluşturuyormuş; bu yüzden kader ve karakter hesaplamalarında her zaman ama her zaman ilk öncelik bekarlık soyadımızdaymış.
•Doğum tarihinizden isminizdeki harflere, gardırobunuzda elinizin
Bu kitaptan öğretmenliğin nasıl olması ile ilgili çok şey öğrendim. Öğretmen olmak isteyenler için kılavuz niteliğinde. Onlarda farkındalık yaratacaktır.