Sevgili Ali Ural... Öyle bir içten “Dostum”dedin ki ancak bu kadar hissedebildim dostuluğunun samimiyetini. Her cümleyi ,her kelimeyi ne de güzel kalbime,ruhuma nakış nakış işledin..
Bazen içimdeki çözemediğim kırıklıklarıma
Bazen içimdeki küçük o kız çocuğuna
Bazen de ruhumdaki emasyonel durumları ne hoş, ne güzel dile getirdin.
Üstelik beni hiç tanımadığın halde -oturup bir çay içmişliğimiz bile yok- tüm dost sandığım insanlardan daha iyi tanıyıp da sanki o mektupları sadece benim için yazmayı ve bunu bana hissettirmeyi nasıl başardın?Dilime gelmeyen, kalbimde hapsolan o haykırışları nasıl da bulup gün yüzüne çıkardın?
Sevgili Ali Ural,
Mektuplarında dostlarına nasihatler vererek dostlarını düşündürecek sorular sorup,dostları ile hasbihal ediyor..Bunu o kadar güzel yapıyor ki gerçekten de ilk mektuptan sonra dostunuz oluyor.
Dost acı söyler derler ya, acı konuşsa bile o kadar nahif söylüyor ki acıyı; sanki bal şerbet deyip o acıyı unutuveriyorsunuz.
Sevgili Dostum seninle bu kadar geç tanıştığım için üzgünüm. Ama şundan eminim canım her sıkıldığında,kalbim ruhuma sığmadığında açıp bana yazdığın nadide mektuplarını okuyacağım.Çünkü okuduklarım şifa verecek kadar değerli.
Sevgili Dost,
“Fotoğrafta, pozitif görüntüler,negatif görüntülerle basılır.Sıkıntılar bunaltmasın seni. Lütfen gülümse fotoğrafın çekiliyormuş gibi her an.” Demişsin bir
mektubunda.Sana söz hep“Gülümseyeceğim.”