Sen nasıl kayboldun bacım?
Evdeydim valla, öyle takılıyordum. Mutluluktan deliriyor falandım yani. Oha ya, bu çok fazla dedim kendime. Ben bu kadar mutluluğu hak etmiş olamam, kesin bir terslik var bu işte dedim. Sonra dedim, ben herhalde yanlış hayat almışım, gideyim geri vereyim de kendi hayatımı alayım. Çıktım evden. Kayboldum.
Sizce yüzyıllar boyunca bize yaptıkları neydi? Çarığımızla, sarığı mızla, kundura ve tespihimizle, bıyıklarımızla dalga geçerlerken oturup beklemedik mi? O, şaşaalı Avrupa Birliği bizim bıyıklarımız kesilsin diye kurulmadıysa namerdim.
Buradaki kaldırımlara dokunulmamıştı. Hızlı hızlı yürüyen insanların arasından ilerledim. Gözlerimle binaların üst katlarını tarıyordum. Önce bir kadına, sonra omzunda belki yirmi kadın çantası taşıyan bir adama çarptım. Kadından özür diledim. Çok etkili olmadı. Adam "Oha!" diye bağırdı arkamdan. Cevap vermedim.
"Böylesine çirkin, biçimsiz,sıkıntılı, doğru düzgün giyinmesini beceremeyen, saçları daima dikkatsiz taranmış ve yine her daim zarafetten yoksun bu kadın yine de büyüleyici görünebiliyorsa ne kadar güçlü bir maneviyata sahip olmalı."