Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? .. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul`da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
İstanbul
📖 Sahâbe Hayatları Ebû Dücâne radıyallahu anh, Medineli faziletli bir Ensâr sahâbîsidir. Bedir’den itibaren önemli gazvelerde Resûlullah ﷺ’in yanında yer almış, cesaretiyle tanınmıştır. Uhud Gazvesi’nde Resûlullah ﷺ’in uzattığı kılıcı alarak büyük kahramanlık göstermiştir. Savaşın en çetin anlarında kendisini Peygamber Efendimiz’in önüne siper etmiş, sırtına oklar isabet ettiği hâlde yerinden ayrılmamıştır. Daha sonra Yemâme Savaşı’na katılmış ve şehit olmuştur. Resûlullah ﷺ’e olan bağlılığı, fedakârlığı ve kahramanlığıyla örnek sahâbîler arasında anılır. Allah ondan razı olsun.
Din İslam
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bergman resitali
Elinde bulunan küçük kalp kelebeğinin çırpıntısı Bütün bedenler onu geldiği yere fırlatmış Sen sahip çık küçük hanım Duygularımı eylemlerim yerine kelimelerle anlatırım Anlatmayı her şeyin üstünde tutmak ne zordur Bilemezsin, bilemeyeceksin Sana şiir yazıldı mı? İncitilmeden sevildin mi? Sanmıyorum, elinde duran küçük kalbin atışları Yeryüzünün kulağında yankılandı Sahip çık diye bağırıyor Eros'tan gelen oklar Acı bir kahve kendine fincan aramaz Sen kahveyi bilir misin? Acıyı, acı kahveyi ya da düşün dünyasında var olan işkence mi? Bilir misin ? Küçük avucunun içinde olan kalbin atışları Yeryüzünün kulağına sevgi dolu sözcükler fısıldadı Fuat Adıgüzel
Şiir
Kabul et Süleyman, dünya bir hayaldir. Soluduğun hava, bastığın toprak, içtiğin su, yandığın ateş hayaldir; daim sanma. Kabul et, her kim dalmışsa bu hayale elbet uyanacaktır bir gün. Sultan olsan kâr etmez. Hakikatin ırmağında herkes üryandır. Dünya bağında vefa kokusu olmadığı için, Vücudunda yaraların yer yer açan gül olduğunu kabul et. Ey gönül, bu dünya evinin manzarasını gördüğünü kabul et. Tutalım Feridun olup dünyayı baştan başa gezdiğini, Rüstem olup âlemde bu dünyanın pençesini vurduğunu kabul et. Bugün yücelik meydanında istediğin gibi oklar atıp, Devlet yayını çekmek için elinde kurduğunu kabul et. Dünya ülkesinde İskender ve Hızır olup ömür sürdüğünü kabul et. Kendini dünya tahtının Süleyman'ı olduğunu kabul et. Ancak sonunda taht, taç ve saltanat yok olur. Bu mülkün sonu yaprak dökümüdür. Zira ecel vakti ulaşır. Kabul et Süleyman (Muhibbi)
Alıntı
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -III-
"Ömer İbnu'l-Hattab (r.a.), Umeyr İbnu Sa'd'ı Humus valiliğinden azledince, yerine Hz. Muaviye'yi (r.a.) tayin etti. Halk: Umeyr'i azledip Muaviye'yi mi tayin etti, diye mırıldandı. Umeyr (r.a.) ise: Muaviye'yi hayırla yâdedin. Zira ben Resulullah aleyhissalatuvesselamın "Allahım onunla (insanlara) hidayetini ulaştır!" dediğini duydum, dedi." Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4478 Evvelki yazılarıma yapılan bazı yorumlardan ötürü, daha başlarken bir noktayı açıklığa kavuşturmak istiyorum: Hz. Muaviye'nin "radyallahu anh" denileceklerden olduğu "şu âhirzamana kadar" Ehl-i Sünnet mabeyninde "netameli" bulunmuş bir konu değildir. Mevzuun gerek İmâm-ı Gazalî'nin İhyâ'sında, gerek İmâm-ı Rabbanî'nin Mektubat'ında ve gerekse diğer makbul/muteber kaynaklarımızda nasıl ele alındığını incelerseniz "netameli" hiçbir noktaya rastlayamazsınız. Hz. Muaviye'nin bir Sahabî olarak "hürmete layık olduğu" gayet açıktır. İttifakla da beyânlıdır. Ulemamızın bu meseleyi medar-ı bahs etmeleri, kendi aralarında tartışma konusu olduğundan değil, Şia vb. bid'a fırkaların Mü'minlerin kafalarını/kalplerini karıştırmalarına engel olmak içindir. Elhamdülillah. İşte biz de bugün o salih seleflerimizin izlerini takip ediyoruz. Rabbim, ne bu dünyada ne ötekisinde, dudaklarımızı ayak izlerinden kaldırmasın. Âmin. Bediüzzaman'ın da bu müceddidler kervanının bir halkası olduğunu hatırlarsak, elbette, ondan da bu hak yoldan başkası sâdır olmaz. Başka muradı olamaz. Zâten, Hz. Ali radyallahu anhın duruşunu "azimet" Hz. Muaviye radyallahu anhın duruşunu ise "ruhsat" noktasında ele alması, "her ikisini de" İslâm dairesi içinde gördüğünün delillerinden birisidir. Mezkûr kavramlar hakkında küçük bir özet geçersem: **Azimet "asıl hüküm"dür. Ruhsatsa şartlarına bağlı olarak uygulanabilecek "geçici
Hazreti Muaviye
Kendimden parçalar
Bir anda çok önemli bir şey fark ettim. Hatalı olan ben ya da bir başkası olsun; bugüne kadar ya tüm yükü kendi omuzlarıma alıp kendimi hırpaladım ya da hatayı tamamen karşı tarafa yıktım. Çünkü biliyordum ki, suçu birine yüklemezsem oklar kendime dönecek ve ben kendime zarar vereceğim.Oysa her iki yol da zehirli. Artık farkındayım; hayat çok kısa ve her an ölümle yüzleşebileceğimiz bir gerçeklik. Kendime eziyet ederek veya başkalarına yüklenerek zamanı boşa akıtıyorum. Gerektiğinde hatamı elbette kabul ederim ama artık durup bekleyemem, yoluma bakmam gerek. Geçmişte çok hata yaptım, çok ders çıkardım. Beni en çok yaralayan ise birini kendimden uzaklaştırmak oldu. Sırf kendi içimdeki acıdan kaçmak için suçu ona attım ama günün sonunda o acıyı yine kendime yükledim. Bunun için kendime öfkeliyim. Fakat her şeye rağmen, hikayenin bu şekilde bitmesi ikimiz için de en doğrusuydu belki de. "Hayat, hatalardan ibaret değil; o hatalardan aldığımız derslerle kim olduğumuzu bulma yolculuğu. Ben de kendi yolumu yürümeye devam ediyorum." Okuduğunuz için teşekkürler✨️
Duygu ve Düşünce