"Bir an için tahayyül ediniz ki: Batı dünyasındaki rönesans, reformasyon, bilim ve düşünce ihtilali, Fransız İnkılabı ve Sanayi Devrimini; Atatürk bir insan ömrüne sığdırmıştır."
Arnold Joseph Toynbee
"Tüm yaşadıklarım bana hep aynı şeyi söylüyordu: Birilerinin başarısı hiç de bizlere anlatıldığı gibi gerçekleşmiyordu ve ne yazık ki bize anlatıldığı gibi çok çalışarak ve inanarak da pek bir şey başarılamıyor gibiydi. Sanki birileri, bir şeyleri biz fakirlerden gizlemek için elinden geleni yapıyordu."
"Çocukları uyutmanın en güzel yollarından biri hikâyeler anlatmaktır. Sistem de aynısını yapar, bizleri uyutmak için hikâyeleri kullanır. Hikâye hep aynıdır: olanaksızlıklarına rağmen binbir zorlukla, inatla mücadele ederek tüm engelleri aşmış ve başarıya ulaşmış bireylerin motive edici macerası. Oysa başarıya giden yol kazananlardan çok kaybedenlerin bedenleri ile doludur. Ama kaybedenlerden hikâyesini kimse anlatmaz; kazananların hikâyelerini ise en parlak ışıkların odağında, ekranlardan gözümüze sokarlar."
Martin Eden’ı okurken bir şeye inanılmaz takıldım. Kitabın ilerleyen bölümlerinde kadın yerine "eksik etek" tabiri geçiyor. Şimdi, orijinal dilinde tam olarak ne yazıyor, Jack London mı bunu tercih etmiş yoksa tamamen çevirmenin kendi dilimize uydurma hevesi mi emin değilim ama beni rahatsız etti.
Nereden baksanız tutarsız, nereden baksanız buram buram cinsiyetçilik kokan bir tabir bu. Kadını her fırsatta küçümseyen, geride gören o zihniyetin dile vurmuş hali resmen: "Eksik etek".
Yıl olmuş 2026, artık şu köhne, ayrımcı tabirleri edebiyatta da günlük hayatta da bir kenara bırakalım, hiç kullanmayalım diyorum. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?