İnsan hayatının ilk yedi yıllı geleceğini belirliyormuş diyorlar uzmanlar. Bende katılıyorum bu görüşe. Dünyaya geldiğimiz ailenin eğitimi, dünyaya bakış açısı, ekonomik koşulları, yetiştiğimiz çevre, ailemizin psikolojik ve ruhsal durumu kişiliğimizin ve kimliğimizin temellerini çocukluk yıllarımızda atılmasını sağlıyor. Çocukluğumuzda ne yaşarsak, ailemizden ne görüp öğrenirsek bunlar bazen istemediğimiz şeyler de olsa bir şekilde onları arayıp buluyoruz. Gülseren Hanımda buna kader motifi demiş, kitaplarında da fazlasıyla bu duruma yer vermiştir. Camdaki Kız Nalan’ın hikayesi de kader motifiyle ilişkili. Nalan çocukluğunda oldukça lüks yaşamış ama bu lüks yaşamın içinde sevgisiz büyümüş bir karakterdir. Kitapta lüks bir hayatı yaşayan Nalan ile köyde büyüyüp şehire gelince de sefil bir hayatı Yaşayan Hayri’nin şimdiki hayatını hem de şimdiki hayatına bulaşan geçmişini okuyoruz. Ayrıca kitapta her karakterin ayrı bir hikayesi olması da beni etkileyen noktalardan birisi oldu. İnsan hayatında sevmenin sevilmenin ne kadar önemli olduğunu, sevginin hayatta neleri değiştirebileceğini anlatan güzel bir kitap olmuş. Hastalığın sevgisizlikten, şifanın ise her zaman sevgiden, şevkatten geldiğini çok daha iyi biliyorum diyerek de kitabı özetleyen güzel bir son söz yazmış Gülseren Hanım