Biz bir gül bahçesinde bitmiş yaban otlarıydık; güllere zararımız dokunmasın diye koparılıp atılıyor, bahçeden uzaklaştırılmaya çalışılıyorduk. Bütün çabamız uzaktan seyretmek zorunda kaldığımız o güzeller güzeli bahçe de bir yer edinme umudundan ibaretti.
Her zamanki gibi biraz kitabın konusundan bahsedip yoruma öyle geçmek istiyorum:)
Ana karakterimiz Kino bir inci avcısıdır ve bir gün eşi benzeri olmayan bir inci bulur. Koyda yaşayan Kino ve ailesi, tüm herkesin gözdesi olur. Kimi hakkında iyi konuşur kimi inciyi buldu, zenginlik ona yaramaz diyip kötü düşünür. Kitabın tamamı yüz sayfa olduğu için konu inciyi bulduktan sonraki başlarına gelen iyi kötü olayları anlatır.
Kitap, MEB'in 100 Temel Eserine girmeyi kesinlikle hak ediyor. Kitabı bitirdikten sonra kendime ilk sorduğum soru; bunca zaman okumayı neden erteledim?
Kısa olduğu için tadını mı alamam dedim yoksa aman bir inciye ne yazılabilir düşüncesine girdiğim için mi inanın cevabı yok.
Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve kaleminin ne kadar başarılı olduğunu söylememe gerek olmadığını düşünüyorum. Anlatımı oldukça başarılı, olaylar bir o kadar net okuyucuya aktarılmış. Ve benim 6 bölümden oluşan iki saatlik kitabı sindire sindire okumak için üç güne yaydığıma inanır mısınız?
John Steinbeck'in kalemiyle tanışmamış olan herkesin kesinlikle okuması gereken ilk kitaplarından biri.
Umudunu bitirenler, her yolun sonunda bir umuda sahip olan Kiko ile tanışmalı :)
Ta beşikten mezara dolandırıldığımızı biliyoruz. Yine de yaşamayı sürdürüyoruz. Sen yalnızca inci alıcılarına meydan okumadın, bütün bir yapıya, bütün yaşam biçimine meydan okudun.