Damla

Puan vermedi·112 syf.··
2025 11. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2025 13:56
Şık, Hüseyin Rahmi'nin edebiyat dünyasına attığı ilk adım olarak biliniyor. Eserini okuması için öncelikle Ahmet Mithat Efendi'ye göndermiş fakat o kadar da güzel olmadığına kanaat getirince gönderdiğine bin pişman olmuş. Ahmet Mithat ise eseri çok beğendiğini söyleyip yayımlayacağının haberini gönderiyor. İşte bu şekilde Şık romanı gazetede tefrika edilmeye başlanıyor ve edebiyat dünyası Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı tanımış oluyor. İlk romanı olması nedeniyle okuduğumuz diğer romanlarına oranla biraz daha acemice olduğunu yazarımız kabul ediyor. Ben kendisinin olayları hikaye ediş şeklini sevdiğimden bu eserine şans verdim. Eserde Şatırzade Şöhret Bey isimli karakterin Batı özentiliği yüzünden girdiği gülünç durumlar konu edilmiş. Bu kişi gerek kıyafetteki şıklığı gerekse bir kadın kadar yüzüne gösterdiği önem ve süslenme nedeniyle Şık ismiyle anılır oluyor. Dönemin aslında Batı hakkında bir şey bilmeyen ama onlar gibi yaşamaya çalışırken kendini rezil eden bir takım insanları eleştiren kısa bir romandı. Türk Edebiyatı severlere tavsiye edebilirim.
ŞıkHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,9bin okunma
Reklam
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2025 00:11
Talha Uğurluel'den okuduğum ilk kitap olan Bir Dehanın İzleri: 2.Abdülhamid Han gerek içindeki bilgiler gerekse zengin görselleri ile çok beğendiğim bir eser oldu. Talha Uğurluel zaten bir sanat tarihçisi olduğundan Abdülhamid'in düz bir hayatını anlatmaktan ziyade o dönemde yapılan eserlere, çıkarılan işlere değinmiş. II.Abdülhamid Osmanlı padişahları arasında belki de en tartışmalı olanlardan. Günümüzde de hâlâ Kızıl Sultan mı Ulu Hakan mı olduğu gruplar arasında tartışma konusu. Uğurluel bu kitapta bizlere de eleştiri yöneltiyor. Her insanın, yöneticinin iyi veya kötü yönleri mutlaka olacaktır. Sadece kötü veya sadece iyi yönlerine odaklanmak yerine o dönemde neleri başarmış, günümüze hangi eserleri miras bırakmış onlara da bakmak gerektiğini hatırlatmış. Benim de kendi yaşadığım ilçemde Abdülhamid Han'a ait eserler olduğunu ilk kez bu eserde okudum. Hem yeni bilgiler öğrendiğim hem de eski bilgilerimi tazelediğim bir eser oldu. Sizlere de tavsiye ederim.
Bir Dehanın İzleri: II.Abdülhamid HanTalha Uğurluel · Timaş Yayınları · 20181,467 okunma
Puan vermedi·124 syf.··
2025 2. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2025 18:39
Mustafa Kutlu daha çok hikayeleri tanıdığımız bir yazar. Ya Tahammül Ya Sefer kitabı da yazarın hikaye türünde bir eseri. Kitap farklı başlıklara ayrılmış kısa bölümlerden oluşuyor. Başlangıçta bunları bağımsız hikayeler zannetmiştim ama okudukça olayların birleştiğini görüyoruz. Aslında aynı kişilerden bahsediliyor,yalnız kim kimdi bu konuya nereden geldik ayırt etmek biraz zor. Daha evvel de buna benzer türde kitaplar okudum ama bu kitapta bu geçişleri fazla başarılı bulmadım açıkçası. Kitapta devamlı olarak bir dava adamı olma mevzusu var . Herkesin bir ideolojisi, gönül verdiği bir inanç var. Ne var ki yaş ilerledikçe insanlar idealistliklerini kaybediyor. Bunun başlıca nedenleri arasında makam, mevkii ve para var. İnsanlar bunlar uğruna savundukları görüşü bir kenara bırakabiliyor. Kısaca parası olanın düdüğü ötüyor. Aslına bakarsanız güzel bir eleştiri kitabı. Bu gibi olaylara yabancı değiliz. Konu olarak beğendiğim ama olay örgüsü olarak tatmin olmadığım bir eserdi. İlk kez Mustafa Kutlu okuyacaksınız ve hikaye okumak istiyorsanız Uzun Hikaye veya Beyhude Ömrüm 'ü, deneme okumak isterseniz Akıntıya Karşı kitabını önerebilirim. Mutlu günler, iyi okumalar
Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201315,7bin okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2025 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2025 20:18
“Gençlik geleceğin tohumudur.” cümlesiyle başlayan Türkiye'nin Maarif Dâvası, Nurettin Topçu'nun 1940-60 yılları arasında Türkiye'nin maarif sorunları hakkındaki yazılarından oluşuyor. Maarif kelime manası olarak eğitim ve öğretim anlamına geliyor. Eserde ülkemizin asırlardır süren sıkıntılarının kaynağının eğitim ve öğretimdeki yanlışlıklar olduğuna değilmiş. Bunlara çözüm yolları üretilmeye çalışılmış.Eserde her şeyden önce kendimize ait millî bir eğitime sahip olmalı ve Batı taklitçiliğinden uzak durmamız gerektiği sık sık vurgulanıyor. Topçu, bir milletin geleceğinin ancak ve ancak genç zihinleri eğitmekle yükseleceğine ve bunu milli bir şuur ile yapmak gerektiğine inanıyor. Bunun için gençlere tarih bilinci aşılanmalı, neyi, niçin yaptığı kavratılmalıdır. Nurettin Topçu'ya göre toplumsal çöküşün önüne geçebilmek için iyi bir ahlâk eğitimi verilmeli,öğretmenler kendilerine düşen sorumluluğun bilinciyle idealist bir şekilde hareket etmelidir. Kitap boyunca güzel çıkarımlar ve tavsiyeler bulunmakla beraber bunlar ülkemizde ne kadar uygulanabilir sorusu sık sık aklıma geldi. Tabi ki iyi bir programla,ciddiyetle,disiplinle yol alırsak neden olmasın? Yalnız benim bu kitapta katılmadığım birkaç nokta oldu ki bunlar da kız ve erkek öğrencilerin ayrı okutulması fikri ile beraber din eğitiminin bütün bütün eğitimin içine girmesi oldu. Zira günümüzde bunun pek faydası olmamış gibi görünüyor. Kitap hakkındaki görüşlerim bu yönde, öğretmen arkadaşlarımın okumasını dilerim. Belki birimizden çıkan bir kıvılcım hepimize ışık olur. Keyifli okumalar. #alıntı Bir fikir ileri sürüyorsunuz ;lâkin acaba Almanlar da öyle mi düşünüyor? Bir iş yapacaksınız ; acaba Amerikalılar da öyle mi yapıyorlar? Aşağılık karmaşasından gıdalanan bu taklit içgüdüsü, zehirleyici bir parazit gibi bütün
Türkiye'nin Maarif DâvasıNurettin Topçu · Dergah Yayınları · 2023375 okunma
10/10
·205 syf.··
Beğendi
·
2024 27. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2024 22:55
"Bir masa başında hiçbirimizin tanımadığı kimi adamlar bazı kağıtlar imzalıyorlar. Ve sonra, önceden dünyanın en büyük suç saydığı ve en şiddetle cezalandırdığı şey, bizim en yüksek gayemiz haline geliyor ve bu yıllar boyunca sürüyor." Batıda Yeni Bir Şey Yok, okuduğum en iyi savaş karşıtı romanlardan biri. Roman, vatanseverlik duyguları ile dolu Alman gençlerin Birinci Dünya Savaşı'na katılmasını ve burada savaşın gerçekleri ile yüzleşmelerini konu alıyor. Roman boyunca Paul isimli askerin yaşadığı duygu durumlarını, savaş hakkındaki düşüncelerini, etrafında olup bitenleri kendi ağzından okuyoruz. Paul, sık sık savaşın anlamsızlığına değiniyor. Karşısında hiç tanımadığı bu insanlar ile neden savaştığını sorguluyor. Vatanseverlik sözleri ile onları yüreklendiren o komutanların neden cephenin gerisinde kaldığını, neden ön cephede masum gençler savaşarak ölürken madalyaların komutanlara gittiğini anlamaya çalışıyor. Eserde savaşın gerçekliğinin çok çarpıcı bir şekilde anlatıldığını düşünüyorum. Yazar Remarque, kelimeleri öyle ustalıkla seçmiş ve betimlemeleri öyle iyi yapmış ki okurken kendinizi bir savaşın içinde hissediyor, sanki o an o bombalar yakınınızda patlıyor gibi hissediyorsunuz. Yazar hissettirdikleri yanında şu mesajı da veriyor; savaşlara katılan insanların bir kısmı bedenen ölür, geri kalanlar ise ruhen. Ona göre sonuçta, savaşlara katılan herkes ölür, bedenen ya da ruhen, kimse savaştan sağ çıkamaz. İşte savaşın gerçek yüzü. Beğendiğim ve tavsiye edeceğim bir eser oldu. Okuyacaklara iyi okumalar dilerim. #alıntı "Bence savaş daha çok salgın hastalık gibi bir şey. Kimsenin istediği yoktur, derken bir de bakarsın herkes yakalanı vermiş. Biz savaş istemedik. Diğerleri de aynı şeyi söylüyorlar ama yine de dünyanın yarısı savaşa katılmış halde."
Batıda Yeni Bir Şey YokErich Maria Remarque · Oda yayınları · 20024,045 okunma
Reklam