okurgezerkafaaa

9/10
·248 syf.··
2025 46. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2025 00:42
Hani çocukken yapılan tatlılar vardır ya; sütlaç gibi, revani gibi, bazen de çayın yanında hazırlanmış petibörlü pastalar… Hepsi bir anı taşır içinde. Bir tat, bir koku, bir duygu. Yıllar sonra o kokuyla, o tatlının lezzetiyle karşılaştığımızda bizi çocukluğumuza, unutulmuş anlara götürür. Şermin Yaşar da bu romanında tam olarak bunu yapıyor: tatlılarla zamanda yolculuk yaptırıyor bize. Bazen yanık sütlaç kokusuyla, bazen şerbetli bir tatlının buğusuyla. Her sayfada biraz çocukluğumuza, biraz içimizde saklı kalmış duygulara dokunuyor. Selime Teyze ve Meryem’in yolları, tıpkı eski bir tatlının tarifinde olduğu gibi, tesadüf gibi görünse de aslında kaderin ölçüp biçtiği bir karşılaşmadır. Selime Teyze, bir yandan yılların bilgeliğini taşırken, bir yandan da sessiz bir incelikle geçmişin acılarını içinde saklar. Meryem ise kendi yaralarını sarmaya çalışan, arayıştaki bir genç kadındır. İkisinin hikâyesi, biri hamur gibi yoğuran, diğeri o hamurun pişmesini sabırla bekleyen iki insanın hikâyesi gibidir. Birinin kelimelerinde huzur, diğerinin suskunluğunda umut vardır. Beraberce hayatın tatlısını da acısını da paylaşırlar — tıpkı bir tatlının kıvamını tutturmak gibi, birbirlerinden öğrenerek, eksiklerini tamamlayarak. Bir yanıyla da Altı Harfli Bir Tatlı, bize yaşlılığı anlamayı, yaşlıların sessiz yalnızlıklarına empatiyle bakmayı öğretiyor. Belki bir köy evinde, belki bir kasaba sokağında, küçük bir odada yaşayan o insanlar var ya… Çocuklarının sesini duymayı, kapılarında bir çift ayakkabı görmeyi, hatırlanmayı bekliyorlar. Selime Teyze’nin hikâyesinde, o bekleyişin sızısı var. Hepimizin içinde ise, Meryem’in hikâyesindeki gibi bir suçluluk, bir yetişememe hali. Koşuşturmaca içinde bazen unuttuğumuzu sanıyoruz ama aslında sadece erteliyoruz: aramayı, uğramayı, “seni
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,6bin okunma
Reklam
Puan vermedi·372 syf.··
2025 42. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2025 22:10
“İstanbul’un taşı toprağı altın” sözüyle yola çıkan bir aile… Köyden kente göçün hayalleriyle gelenler ve büyük şehrin sert yüzü. 1950’ler – 60’ların Türkiye gerçeği, sınıfsal çatışmalar, tutunamama halleri ve aile içindeki parçalanışlar. Orhan Kemal, Gurbet Kuşları ile bize sadece bir ailenin dramını değil, bir dönemin sosyal panoramasını anlatıyor. Ayşe’nin yalnızlığı, Ethem’in mücadelesi, göçün umutları ve trajedileri… Hem insan zaafları hem de toplumsal gerçekler bir arada.
Gurbet KuşlarıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20201,531 okunma
9/10
·376 syf.··
2025 43. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 04 Ekim 2025 17:34
Dalgaların köpüğü yüzünüze çarpıyor, rüzgar saçlarınızı savuruyor… Jack London’un kalemi sizi yalnızca bir hikâyeye değil, bizzat geminin güvertesine adım atmış gibi hissettiren bir dünyanın içine çekiyor. Hikâye, San Francisco’dan Japonya’ya doğru fok avcılığı için yola çıkan “Hayalet” isimli gemide başlıyor. Geminin güvertesinde denizin zorlukları, fırtınaların gücü ve doğanın haşmetiyle karakterler hem dış dünyayla hem de kendi içleriyle mücadele ediyor. London’ın betimlemeleri öylesine canlı ki; dalgayı, rüzgarı, geminin tahtalarının gıcırdayışını, tuzlu deniz kokusunu sanki yüzünüzde hissediyorsunuz. Başta kırılgan, düşünceli, kitapların arasında yaşayan bir entelektüel olan Hump, denizin ortasında, doğanın acımasız gerçekleriyle sınanıyor. Hayatın ona sunduğu her zorluk, onu biraz daha dönüştürüyor — bir “kitap kurdu”ndan bir “deniz kurdu”na… Bu yolculukta sadece bedeni değil, ruhu da güçleniyor; varoluşun anlamını yeniden sorguluyor. Hump’un dönüşümünde Maud’un yeri bambaşka. Aralarındaki bağ, fırtınaların ortasında filizlenen bir masumiyet gibi. Sözlerle değil, sessizlikle derinleşen bir yakınlık… London, bu ilişkiyi abartıya kaçmadan, sade ama içten bir duyguyla işler. Jack London, insanın doğayla ve kendi içindeki karanlıkla mücadelesini anlatırken hem sert hem de şiirsel bir dil kullanır. Gerçekçi betimlemeleriyle okuru olayların içine taşır; soğuğu, rüzgârı, tuzlu suyun keskinliğini hissettirir. Deniz Kurdu, tam da bu yönüyle London’ın kaleminin özünü taşır: İnsanın sınırlarını zorlayan doğa koşulları, güç ile vicdanın çatışması, ruhun kabuğundan sıyrılıp yeniden doğması… Okur için sadece bir roman değil, bir deneyimdir. Deniz Kurdu, yalnızca bir macera değil; hissetmek, sorgulamak ve Hump’un gözünden hayatın dalgalarını yaşamak isteyenler için bir
Deniz KurduJack London · İş Bankası Kültür Yayınları · 20148,3bin okunma
9/10
·176 syf.··
2024 6. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2024 21:40
Ayurveda, kökeni Hindistan’a dayanan, asırlardır uygulanagelen bir doğal şifa sistemidir. Ayurveda Sanskritçe bir kelime olup, “yaşam bilimi” anlamına gelmektedir. Ayurveda’nın amacı; sürdürülebilir sağlıktır.Temel varsayımı ise; “Aradığın her şey doğada var!”dır. Ayurveda, öncelikle kişinin beden tipinin/doshasının/fıtratının tespiti ile ilgilenmekte ve bunun dengede kalmasını sağlamaya çalışmakta, dengesizlik durumunda da nasıl dengeye sokulacağı ile ilgili rehberlik sunmaktadır. Ayurveda’ya göre; kişinin kendisine ve başkalarına şifa vermesinin ilk şartı bu üç dosha’yı (Vata, Pitta ve Kapha ) net şekilde anlamasıdır. Yoga House çatısı altında Elif Karaöz hocamız tarafından verilen “Ayurveda’ya Giriş Semineri” sonrasında edindiğim bilgiler ışığında kendime dair bir keşif yolculuğu başladı diyebilirim. Artık doshalara dair farkındalıkla bedenimde ne neden oluyor? Aslında nasıl olması gerekli? Bunun için yapmam gerekenler neler? gibi pek çok soru cevabını buldu diyebilirim. Sağlıklı ve dengeli bir yaşam için gerekli hap bilgilerle, küçük dokunuşlarla büyük ve önemli değişikliklere şahit oldum. Siz de bu tarz bir farkındalık deneyimlemek isterseniz bu kitabı okuyabilir, ayurveda ile ilgili seminerlere katılabilir ve bu bilgileri hayatınıza katarak bu muazzam deneyimi yaşayabilirsiniz.
AyurvedaVasant Lad · Okyanus Yayınları · 201514 okunma
8/10
·368 syf.··
2024 4. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2024 21:47
İnsan zihninin nasıl önemli, nasıl etkili olduğunu apaçık ortaya koyan bir kitap…İnsanı hasta eden de insana şifa veren de aslında kendi zihni…Bu, bu kitapla o kadar bilimsel bir yaklaşımla anlatılıyor ki hak vermemek mümkün olmuyor. En başta yazarın kendi gerçek hikayesi başlı başına efsane bir örnek teşkil ediyor zaten.Joe Dispenza 23 yaşında bir bisiklet kazası geçiriyor, omurları ciddi hasar alıyor, yürüyemez deniliyor, ameliyatı olmayı reddediyor. Bunun yerine radikal bir karar alarak kendi plasebosunu yaratıyor; her gün düzenli meditasyonlarla ve egzersizlerle kendini iyileştirmeye odaklanıyor.Kuantum fiziğini öğreniyor ve bunu tedavi sürecinin bir parçası haline getiriyor.Veee sonuçta kazadan yalnızca dokuz buçuk hafta sonra Dispenza, bedenine hiç bir cerrahi müdahale olmadan yürümeye başlıyor…Etkileyici bir başarı öyküsü değil mi?!Tabi iyileştikten sonra O’ nun için hiçbir şey eskisi gibi olmuyor, hayatını yeniden yapılandırıyor; tıp eğitimi alıyor ve hikayesiyle pek çok insana ilham olmaya devam ediyor…Size çok şey katacağını inandığım bir kitap, ben yoga derinleşme yolculuğum sırasında okudum, bana tavsiye edilmişti ve ben de gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum
Plasebo SensinJoe Dispenza · Ray Yayıncılık · 2019649 okunma
Reklam