Percy Bysshe Shelley'den okuduğum ilk eser. Eşi Mary Shelley'nin Frankenstein adlı eserine çok ısınamamıştım ama bu eseri okurken oldukça fazla keyif aldım. Kitabın açılışındaki betimlemeler heyecanımı arttırdı, beni bir hayli meraklandırdı ilerisi için. Sonu aceleye gelmiş gibiydi, evet ama yeterince açıklayıcı olduğu için sanırım bir problem olarak görmedim. Oldukça keyifli bir okuma oldu benim için. Bazı sahnelerde çok gerildim... güzel şeyler olsun diye dilenip durdum resmen. Bu kısa ve keyifli gotik esere bir şans vermenizi öneririm.
Üçüncü kez okuyacağım.
Bazı eserler siz okudukça kalabalıklaşır. Birincisinde göremediğinizi ikincisinde görürsünüz ve birincisinde hissedemediğinizi diğerinde hissedersiniz.
Sanırım insanların bu kitabı sevmemesinin sebebi "aşk romanı" olarak pazarlanıyor olması. Hayır, öyle değil. Bu tam olarak bir "kin romanı". Kin, nefret, öfke. İçinde başka bir duygunun bulunması oldukça güç olan bir kitap.
Yoran bir kitap ama okumaya değer.
Ne yazdığı önemli değil, Woolf'u okumaktan hiç sıkılmayacağım.
Kendisi içimde gömülü olan şeyleri öylesine acılı bir şekilde, öylesine kusursuz bir şekilde ortaya çıkarıyor ki..
Bu eser bazlı yorum yapacak olursam, Londra Manzaraları'nı da Londra'ya aşık biri olarak keyifle okudum. Başka denemeleri var mı emin değilim ama onları da okumak istiyorum eğer varsa.
Keyifliydi.
En sevdiğim Bronte kardeşi Emily'dir ama Anne'in kalemi... Anlattıkları.. Diğer kardeşlerine nazaran daha az okunduğu gerçeği beni hep üzer. Öylesine başarılı bir kalemi var ki. İnsanı sıkmayan, olayların içine girmenizi sağlayan.
Kesinlikle iyi bir yazar.