İster aile ilişkileri, ister iş ilişkileri çerçevesinde olsun, uzun süre birlikte olan iki kişinin aralarında sürtüşme ve çatışmaların çıkması doğaldır. Doğal olmayan, bu çatışmaların ilişkiyi bozması ve yıpratmasıdır.
Kendi benliğini değerli gören, kendine güveni yüksek olan kimselerin, başkaları tarafından beğenilmeye gereksinimi daha az, kendi benliğini değersiz gören, kendine güveni olmayan kişilerin ise, daha çoktur.
Kuşkusuz her zaman açık iletişim yapılamaz. Doğal olarak bir kimse sürekli riske giremez, yoksa yaralanıp acı duyabilir ya da zaman yitirebilir. Ama bir insan sürekli olarak bir kafes içinde de yaşayamaz; yaşarsa bile gelişemez, büyük bir yalnızlığa düşer ve “varolmayan" bir birey olarak, "otuzunda ölür, altmışında gömülür".
Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse, Kınama ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse, Kavga etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,
Sıkılıp, utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse,
Kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse,
Sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse,
Kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse, Takdir etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse,
Adil olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,
İnançlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse, Kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
(Nolte, 1975.)
“En acı ve ıstırap verici bedensel işkence bile, umursamamaya yeğlenir, çünkü bedensel işkenceyi yapan, işkence yaptığı 'kişinin varlığını' kabul etmiş olmaktadır.