Kitabın ana karakteri olan Fugui’nin acı hayat hikayesini bir gezgine anlatması üzerine kurgulanmış Yaşamak.
Kitabı okumaya başladığınızda romanın kahramanı Fugui’ye yaptığı hatalardan dolayı sinirlenip, başına gelebilecek olan her ihtimale karşı müstehak olsun önyargısı ile okumayı sürdürürken, her yaşadığı olayda bir insanın kaldıracağından çok daha fazlası olması dolayısıyla bir anda onun safında buluyorsunuz kendinizi. Ölümler ve vedalar gerçekte olduğu kadar kitaplarda da beni en çok etkileyen hikayelerdir. Bu özellikle aile içerisinde meydana geliyorsa sarsıntının derecesi bir doz daha artıyor. Fugui’nin yazgısınındaki talihsizlikler ve kayıplar bu kadar da olmaz dedirtiyor ama ya olursa?
Her ne kadar ilk etapta Fugui’yi benim gibi sevmeseniz de kitabın kapağını kapattığınızda ona sarılmak isteyeceksiniz, eminim. Yaşadığı her zorluk yüreğimi burktu. Xu ailesinin birbirleri ile olan bağı, açlıkla mücadeleleri, üstün bir performansla çalışmak zorunda oluşları, bir parça ekmek bulamayışları, bir avuç pirinci bir başkası ile paylaşmaktaki sitemsiz çaresizlikleri, o kadar güzel işlenmiş ki, illa ki bir sayfada gözünüzü dolduruyor.
Yaşamak romanında öğrenilecek bir çok insani duygu vardı aslında. Fugui’den mücadeleyi, Jiatzen’den gücü ve anneliği, Fenxcia’dan çalışkanlığı ve iyiliği, Youqing’den karşılıksız sevgiyi ve saygıyı, Kugen’den çocukluğu ve masumiyeti, en sevdiğim ve kendimi en yakın hissettiğim karakter olan Erxi’den vicdanı, merhameti ve önyargıların kırılışını öğreniyoruz. Direkt göze sokularak yapılmadan, her karakterin içten içe okuyucunun anlamasını bekleyerek belli başlı kavramları temsil etmesi oldukça hoşuma gitti. Okumadıysanız, şiddetle değil sevgi ile tavsiye ediyorum. İnsanlığınızı oluşturan tüm duygulardan bir parça bulacağınız bir kitap