Elif Şafak hayatıma Firarperest ile girdi, Baba ve Piç'e gelene kadar birkaç kitabını daha okudum arada. Baba ve Piç de benim ideolojime ters şeyler vardı, yazardan bir tık uzaklaşmış olsam da beni alakadar eden şey Elif Şafak'ın edebiyatıydı ve kalemini ustaca kullandığı konusunda ona asla haksızlık edemezdim. Bu düşüncelerle başladım Ustam ve Ben'i okumaya. Başlık yanıltıcı, ilk olarak bunu söylemeliyim. Ustam ve Ben, hikaye ikisi arasında geçenlerden ibaretmiş gibi. Oysa öyle değil, usta başka bir dünya, Cihan bambaşka. Hikayenin büyüsünü kaçırmış olmaktan korkuyorum açıkçası bu yüzden dilim mühürlü. Kitabı üç dört günde bitirdim, son seksen sayfada içim parçalandı karakterler birer birer veda ederken. Elif Şafak kitabı okutmuyor size, yaşatıyor. Kendinizi Osmanlı sokaklarında buluveriyorsunuz. Cihan'ın incinmişliğini ruhunuzda hissediyorsunuz, Cihan'a uzatılan bir dost elinin sıcaklığı sarmalıyor sizi. Mimar Sinan'in sözleri içinize işliyor, öyle cümleler oluyor ki kitabı okuyorsunuz ama satırlarda gördüğünüz kendi hayatınız. İçimizde bulunan ne varsa az biraz var Ustam ve Ben'de. Aşk, haset, inanç, umut, güven... En çok da güven. Hiçbir karaktere güvenmeyin okurken, benden size tavsiye.