Orhan Pamuk'un ilk yazdığı kitaplardan biri Sessiz Ev ve onun yazı karakterini net bir şekilde bulabileceğiniz bir eser. Beş farklı bakış açısından okuyoruz yaşananları: Faruk, Metin, Fatma (Büyükhanım), Recep ve onun yeğeni Hasan. Bakış açısı dedimse daha çok bilinçakışlarını okuyoruz karakterlerin. Ama karışık dizelerin arasından karakterlerin yalnızlığını, burukluğunu, karanlığını çabucak benimsiyorsunuz. Bir süre sonra karakterleri yıllardır tanıyor hissi geliyor. Bunu da bana geçiren nadir yazar vardır.
Hikaye, İstanbul'dan Cennethisar'a babaannelerine ziyarete gelen üç kardeşin bir haftalık yazlık tatilinden oluşuyor. Bu bir hafta içinde yaşananların yanı sıra Faruk, Nilgün ve Metin'in aslında kendi içsel yalnızlıklarından kaçtığını görüyoruz. Ailenin Büyükhanım'ı Fatma ise, yıllarca nihilist ve narsist kocasının psikolojik şiddetine maruz kalmış üstüne aldatılmış ve aldatılmadan doğan çocuklardan biriyle yaşamak zorunda kalan bir kadın. Onun hayatı kafese konulmuş bir koş gibi tasvir ediliyor. Tüm çevresinden, İstanbul'dan kocasının sürgünü yüzünden ayrılmış ve bir daha hareketli hayatına geri dönememiş. Kocası Selahattin Bey Batı'yla ve bilimle kafayı bozmuş bir doktor. Sürgün yerinde ansiklopedi yazmaya kalkıyor ve dipsiz bir deliliğe sürükleniyor. Öyle ki tüm inançları reddediyor, sırf Allah'a inandığı için karısından nefret ediyor. Eve Anadolu'dan getirdiği hizmetliden iki çocuk yapıyor ve Fatma tarafından dövülen çocukların biri cüce biri topal kalıyor. Cüce demişken... Recep, hikayede en aklı başında en mazbut ama en kayıp karakterlerden biri. Babasının evinde hizmetli olarak yaşıyor ve her an Fatma'nın aşağılamalarına maruz kalsa da devam ediyor.
Hikayede o kadar bahsedilecek detay var ki sadece karakterler değil; yazarın oluşturduğu dünya. Evet dünya