Rus edebiyatının en epik romanıyla geldim, adı Savaş ve Barış diye ihtiva ettiği unsurları sadece bunlardan ibaret saymayalım; bu roman aile, tarih, siyaset, değişim ve dönüşüme dair çok şey veriyor okuyucuya.
Uzun uzadıya romanı anlatmaktan ziyade okurken bende uyandırdığı hislerden bahsedeceğim; öncelikle kadın karakterlerin ele alınış biçimi şüphesiz Tolstoy'un gelenekselci yaklaşımını temsil ediyor, özellikle romanın baş karakterlerinden biri olan ve dönemin Rus kadın kimliğini derin ve gerçekçi bir şekilde yansıtan Nataşa'yı ele alacak olursam, yazar en sonunda kendisinin de savunduğu; yani kadının ulaşabileceği en yüksek mertebe 'annelik'tir görüşünü bu karakter üzerinden çok iyi yansıtmış. Anna Karanina romanında onun kadına dair bakış açısını zaten çok net bir şekilde görmek mümkündür.
Üst tabaka insanları hep kibirli ya da onları ruhsal gelişimden uzak, derinliği olmayan karakterler olarak ele almış ki kendisi derinliğin her zaman üreten Rus köylüsünde olduğunu savunur.
Romanın epilog bölümünü çok severek okudum, zira yazar burada Tarih ile ilgili çok derin fikirlerini anlatmış, örneğin tarihi sadece kişilere ya da olaylara mâl etmenin yanlış olduğundan, tarihe şekil veren en önemli unsurun toplumların küçük ve kendiliğinden gelişen hareketler olduğunu yazmıştır; kadercidir yazar, devleti, kiliseyi reddeder. Yine de ilahi bir güce bel bağlar, ahlakçıdır, romandaki karakterler de hep nihayetinde ahlaki bir sorgulama içine girerler.
Yazarın Napolyon'u çoğu tarihçinin aksine bir kahraman gibi değil de, hata yapabilen, samimi olmayan, sadece tesadüf eseri başarı kazanmış bir tarihi figür olarak kaydeder. Napolyon tarihi bir 'balon'dur demek istemiş adeta Tolstoy... Sonuç olarak Savaş ve Barış, okuması sabır isteyen, fiziki hacmi ile korkutan, fakat her sayfasında