Cila teorisini savunanların sloganı olan "Diğerkam birinin cilasını kazırsanız, bir ikiyüzlünün kanadığını görürsünüz" sözüne göre, ağırbaşlı-ölçülü dış görünüşümüzün altında, oyunun kurallarına en iyi ihttimalle gönülsüzce, kendi çıkarları uğruna ve sadece kısmen uyan ahlaksız caniler yatar. Bulunmaz bir fırsat yakalayınca, en masum görünen kuzu bile her an cinayet işlemeye ve yağmalamaya hazırdır.
İşbirliği yeteneğimizin doğuştan geldiği, matematiksel bir kesinlikle kanıtlanamayan tartışmalı bir iddiadır. Bununla beraber, bir davranış biçiminin doğuştan geldiğine ya da daha teknik bir ifadeyle evrim tarafından güçlü bir şekilde yönlendirildiğine dair sağlam kanıtlar bulunabilir. Bir yetenek (a) çok erken gelişiyorsa, (b) tüm kültürlerde ortaya çıkıyorsa ve (c) değiştirilmesi zor ya da imkansızsa, "doğuştan gelen" bir eğilim için mükemmel bir adaydır.
Ahlakımız bu tanıma tam uyar. Özellikle de proto-ahlaki eğilimlerin şaşırtıcı derecede erken ortaya çıktığı artık gayet net kanıtlanabiliyor. "Gözlemleme süresi araştırmaları" sayesinde, on iki aylıktan küçük bebeklerin, başkalarına engel olan ya da zarar veren değil, yardımsever davranan figürleri ve biçimleri gözlemlemeyi tercih ettikleri gösterilebiliyor. Bebekler bile adaletsizliğe alerjik bir tepki verir; zalimleri suçlarından dolayı cezalandırmak, öğrenilmesi gerekmeyen, kendiliğinden gelişen bir tepkidir.
İnsana özgü işbirliğinin ortaya çıkışı türümüzün belirleyici ilk ahlaki dönüşümüdür. Neden işbirliği? Eşsiz işbirliği yeteneğimizin evriminde, tropikal ormanların yerini daha açık, savana benzeri alanların aldığı iklimsel-coğrafi değişiklikler büyük rol oynamıştır.
Yaşam biçimimizin şempanze ve bonobolardan neden bu kadar farklı olduğunu da açıklar bu. Benzer iklimsel değişikliklerden etkilenmeyen en yakın akrabalarımız Orta Afrika Kongo Nehri çevresindeki yoğun ormanlık alanlarda yaşamaya devam etti, bu yüzden de tamamen farklı bir seçilim baskısına maruz kaldı. Çevremizin istikrarsızlaşması ve tehlikeli yırtıcılara çok daha fazla maruz kalmamız, birbirimizi daha iyi koruyarak bu yeni kırılganlığı telafi etmemize yönelik daha çok baskıya neden oldu. Daha yakın işbirliği ile daha büyük gruplarda destek ve güç bulduk.
Ahlakımızı, tüm gizemleri ve çelişkileriyle beraber, ancak kökenlerini anlarsak anlayabileceğimiz fikri yeni değildir. Bu bağlamdaki son felsefi atılım, projesine soy araştırmasına atıfla "soykütüğü”adını veren Friedrich Nietzsche'den gelmiştir. Argümanların ve olguların fikir değişikliğine yol açmaya yetmediğini Nietzsche gayet iyi biliyordu. Güçlü, güzel ve asil olana karşı hınç zehrinin harekete geçirdiği dışlanmış ve haksızlığa uğramış kişilerin tüm değerleri değiştirmeyi başardığı köle isyanı hikayesi, ahlaki "önyargılarımıza" yönelik ilk şüpheyi beslemeyi amaçlayan retorik bir araçtır. Nietzsche asıl ahlak eleştirisini, kendi olumlu alternatifıni ana hatlarıyla ortaya koyarak yapar: yüce gönüllülük, gurur ve yaşamı onaylayan yaratıcılık gibi bu dünyanın değerlerine yönelik bir ahlak.