Hesna

Hesna
@okuyoruuz
8 okur puanı
Aralık 2022 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Herkese merhaba Türk Edebiyatı Klasiklerinden, Güzide Sabri kalemi ile tanışmamı sağlayan Nedret hakkındaki düşüncelerimi paylaşmaya geldim. Bu kitap aslında yazarın diğer kitabı olan Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Mekturesi'nin devamı niteliğinde. İlk kitap ana karakterimizin annesinin (Fikret) mektuplarından ve sancılı aşk hayatından bahsediyor. İkinci kitap olan Nedret ise Fikret'in öksüz bıraktığı kızı Nedret'in hayatını konu alıyor. Fikret vefat ettikten sonra Nedret'i teyzesine emanet edip ona evleneceği vakit vermesi için bir defter bırakır. Nedret büyüyüp annesi gibi güzel ve asil bir genç hanım olur. Bu sırada Fikret'in yasak aşkı olan Nejat ve çocukları, Nedret'in varlığından haberdar olurlar ve sık sık ziyarete gelmeye başlarlar. Nedret'i Fikret'in hatırası ve mirası olarak gören Nejat, onu mutlu etmeyi kendine borç bilerek Nedret'i evlendirmek ister. İşte işler buradan sonra değişmeye başlıyor. Evlilik çağına geldiğini fark eden Nedret annesinin günlüğünü ve mektuplarını okuyup her şeyi öğreniyor. Sonrasında ise annesininkinden pek de farklı olmayan bir aşk hayatının kapısını aralıyor. Siz de kendinizi o mu olacak bu mu olacak derken, meraklar içinde bekler vaziyette buluyorsunuz. Benim çok keyifle ve gerçekten sonunu merak ederek okuduğum bir kitaptı. Güzide Sabri'nin kalemi akıcı olmasına rağmen bir o kadar da derin. Duygular o kadar iyi tasvir edilmiş ki okurken içime işledi resmen. Kitapta yoğun bir hüzün duygusu hakim ama okuyucuyu boğmuyor. Yazıldığı dönemin özelliklerini çok iyi taşıması ile birlikte, her karakterin resmini de kafanızda çizmenizi sağlıyor yazar. Özellikle kitabın sonunu çok sevdim, duygulanmamak elde değildi Sanırım bir filmi de varmış, kitabı okuyanlar ya da merak edenler filmini de izleyebilirler. Uzun zamandır Türk Edebiyatı
Edebiyat & Roman
NedretGüzide Sabri Aygün · İthaki Yayınları · 20211,162 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Suzan Defter
Puan vermedi
Herkese merhaba Eylül ayında okuduğum ilk kitap olan Suzan Defter hakkındaki düşüncelerimi paylaşmaya geldim. Kitap sevgisiz ve dağılmış ailelerde büyüyen Ekmel Bey'in ve Derya'nın tuttuğu günlüklerden oluşuyor. Karısından ayrılmış, yalnız yaşayan bir avukat olan Ekmel Bey ile aynı dertten muzdarip, tutunacak tek dalı olan abisine büyük bir bağlılık besleyen Derya'nın yolları bir ev ilanı ile kesişiyor. Daha önce kendilerine bile açamadıkları acılarını açıyorlar birbirlerine. Bu kesişmeden sonra kitabı okumak daha da keyifli bir hâl alıyor bence. Aynı olayı farklı şekillerde yazmaları da okurları düşündürüyor. Hangisi doğru kitapta belirtilmiyor ama iki farklı bakış açısını açık bir şekilde kıyaslayabilmemizi sağlıyor bu durum. Kitaba ismini veren Suzan karakterine de değinmek istiyorum. Suzan Derya'nın abisinin ilk ve büyük aşkı. Öyle büyük duygularla abisini sevmiş, ve onun tarafından da öyle güzel sevilmiş ki bu durum Derya'nın kendisini sürekli Suzan ile kıyaslamasına ve abisini paylaşmak istememesine sebep olmuş. Benim kitapta en sevdiğim aşk hikâyesi şüphesiz Suzan'ınkiydi. O kadar içime işledi ki keşke daha detaylı anlatılsaymış diyemeden edemedim. Okuyanlar kitabın yazılış tarzını bilir, ben en başta baskı hatası var sanarak neredeyse okumaktan vazgeçiyordum Birazcık araştırdıktan sonra sol tarafta yazılan sayfaların Ekmel Bey'e sağ tarafta yazılan sayfaların Derya'ya ait olduğunu öğrendim. Başlarda bir iki kafa karışıklığı yaşasam da bu karışıklık uzun sürmedi. Yazar o kadar güzel kaleme almış ki iki farklı günlüğü bir sayfa Ekmel'den bir sayfa Derya'dan şeklinde okurken bile olaydan kopmuyorsunuz. Sevdiğim diğer bir yönü de içerisindeki cümleler anlam dolu olması. Okurken insan hayret ediyor 5 kelimelik cümle nasıl bu kadar düşündürebilir diye. Genel
Edebiyat & Roman
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,1bin okunma
Monte Cristo Kontu
Puan vermedi
Herkese merhaba! Son zamanlarda beni en çok etkileyen ve hakkında ne söylesem eksik kalacağını düşündüğüm Monte Cristo Kontu hakkındaki düşüncelerimi paylaşmaya geldim. Bir kitaptan bekleyeceğiniz her şeyi fazlasıyla veren, aynı anda onlarca duyguyu birden tattıran bir kitaptı. Aşkın, ihanetin, intikamın, mücadelenin kitabıydı Monte Cristo Kontu. Yetenekli bir denizci olan ana karakterimiz Edmond Dantes biricik aşkı Mercedes ile nişanlanacağı gün haksız bir suçlamaya uğrayarak tutuklanıyor. Seneler boyunca denizin ortasında bulunan If Şato'sunda belirsizliğe mahkum edildikten sonra, hücresinin yanında bulunan başrahip ile bir dostluk kuruyor ana karakterimiz. Bu dostluk sayesinde Dantes kabullenip boyun eğdiği kaderine yeniden umut yeşertmeye başlıyor. Rahip Dantes'in gözünü açıp olan biteni fark etmesini sağlıyor ve ona kimseden alamayacağı dersler vererek eğitiyor. O günden sonra kaçış planları yapmaya başlayan iyi yürekli, günahsız Dantes, yerini intikam ateşi ile yanan Monte Cristo Kontu'na bırakıyor. Çekimimi Monte Cristo Kontu'nun da sevdiği ve kitapta sık sık bahsedildiği üzere Türk işlemesi minderler ile yaptım. Monte Cristo'yu hatırlatacak, kitabın atmosferinden ufak da olsa bir parçanın sayfamda da yer almasını istedim. Gelelim düşüncelerime. 1552 sayfalık bir kitap ne kadar akıcı olabilirse o kadar akıcıydı, her sayfa altı çizilesi değerli cümleler ile doluydu. Bu kitabı on kere de okusam, onunun da bana yeni bir şeyler katacağındam eminim. Unutulmaz karakterler ve eşsiz bir olay örgüsü ile ilahi adaleti gözler önüne sermiş Dumas. Ayrıca Monte Cristo Kontu yazılırken hayalet yazar da kullanılmış. Dumas kurguyu ilerletmekte zorlandığı ya da sıkıldığı zamanlarda yerini alan bir yazar daha varmış. İki ayrı kalemden böyle bir başyapıt çıkmış ortaya
Edebiyat & Roman
Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım)Alexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202537,1bin okunma
Nietzsche Ağladığında
9/10
Herkese merhaba! Çok kıymetli bir eser olduğunu düşündüğüm Nietzsche Ağladığında hakkındaki düşüncelerimi paylaşmaya geldim. Kitabı anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum, o kadar dolu bir eserdi ki ne söylesem yetmeyecek. Felsefeden varoluşa, bilinçaltından sosyal ve bireysel değerlere, evlilikten yalnızlığa onlarca konu dönemin ünlü isimleri ile işlenmiş. İntihara meyilli olması ve yaşadığı migren atakları ile sıkıntılı bir hayat geçiren Nietzsche, takıntısının ve hastalığının sebebi olarak gördüğü Lou Salome tarafından haberi olmadan Breuer e yönlendiriliyor. Dönemindeki en önemli doktorlardan biri olan ve konuşma terapisini kullanarak bilinçaltını, tramvaları iyileştirdiği bilinen Breuer ile Nietzsche'nin seanslarını okuyoruz kitabımızda. Ününün kaynağı olan hastası Bertha ile yakınlaşması sonucu eşinden uzaklaşan, tedavi süreci bitmesine rağmen aylardır Bertha hayalini bilinçaltından atamayan Breuer, bu sefer Nietzsche'nin hastası olacak ve kendi ürettiği tedavi yöntemini Nietzsche yönetecek. Karşılıklı anlaşma sonucu iki tarafı da tatmin eden bu konuşma seansları, Nietzsche'nin bilgece çıkarımları, psikolojik analizleri; bunun yanı sıra Breuer'in kendi içine yolculuğu ile okuyucuyu her bir cümleyi sorgulaması gereken, dopdolu bir eserle baş başa bırakıyor. Bir devrin büyükleri: Nietzsche, Josef Breuer, Sigmund Freud, Paul Ree ve Lou Salome'un yollarını kesiştiren, aynı zamanda değindiği konular dolayısıyla da üzerine düşünerek kendi adınıza faydalanabileceğiniz kıymetli bir eser. Konusu bakımından göz korkutucu gibi gözükse de yazarın kalemi öylesine bütünleştirici ki okurken sıkılmıyorsunuz. Altı çizilesi onlarca cümlesi var ve bana kalırsa böylesine büyük isimleri karakteri çarpıtmadan, tam olması gerektiği gibi ifade edebilmek büyük bir ustalık
Edebiyat & Roman
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma