Sessizliğin ve Sesin İzinde: "yumuşak g"
Puan vermedi·112 syf.··
2026 42. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 23:33
Edebiyatta kısa öykü, hacmine sığmayacak kadar yoğun bir anlatımla insan ruhunun en saklı taraflarına ulaşabilen özel bir türdür. Zehra Âli Yılmaz, ‘yumuşak g’ adlı öykü kitabında bu imkânı başarıyla kullanarak okura samimi, duru ve katmanlı bir anlatı dünyası sunuyor. Kitap, alfabenin kendine mahsus harfi olan, tek başına bir kelimeyi başlatamayan fakat dokunduğu sesi uzatan yumuşak g üzerinden hayata ve insana dair hüzünlü bir benzetme kuruyor. Kitaba adını veren ve açılışı yapan “yumuşak g” öyküsünde yazar, bu dil bilgisi unsurunu sosyal hayatta sesini duyuramayan, geri planda kalan ya da suskunluğunun bedelini ödeyen insanların simgesi hâline getiriyor. Eserin ruhunu yansıtan şu satırlar, kitabın temel yaklaşımını da ortaya koyuyor: “Bir insan yumuşak g olsaydı en fazla ‘değil’ demekten ürperirdi herhâlde. Tepki görmekten, dışlanmaktan, zarara uğramaktan hatta elindekileri kaybetmekten, bedel ödemekten endişe ederdi... Sustu. Bu, ona verilmiş bir hak değil, ödediği bir bedeldi.” Yazar, günümüz insanının en belirgin açmazlarından biri olan yalnızlığı ve anlaşılma arzusunu, dilin ince imkânlarından yararlanarak anlatıyor. Karakterlerin içine çekildiği sessizlik, “Ciğerleri sanki dar bir kelimenin içine sıkıştı. Konuşursa sesinin çatlayacağını biliyordu.” cümlesiyle somut bir acıya dönüşüyor. Kitap boyunca hissedilen bu tema, “Ses” öyküsünde daha belirgin bir görünüm kazanıyor. Açılıştaki suskunluğun aksine burada ses, hayatın kendisiyle özdeşleşiyor: “Dil sussa da ses bir yerden sızdırır kendini.” Doğanın bütün tınılarını yaşamanın işareti olarak sunan yazar, karakterin ruh hâlini taşra atmosferi içinde yeniden kuruyor: “Ses, onun için varlığın emaresiydi. Ses varsa hayat da vardı. Bir varlık sesini kaybettiyse geriye kaybedecek bir şeyi kalmamış
Yumuşak GZehra Âli Yılmaz · Kitap Ağacı Yayınları · 20261 okunma
Son mektup
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 103. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 14:18
Bu kitap benim için sıradan bir roman değil; yazarın hayata bırakıp gittiği uzun ve sarsıcı bir mektup. Bir çocuğun tek başına ayakta kalmaya, dünyayı ve sevgisizliği kendi kendine anlamlandırmaya çalışmasını okurken, aslında satır aralarında yazarın o devasa içsel çöküntüsüne şahit oluyorsunuz. Hayata veda mektubu gibi kendi hayatından kesitler yaşadığı içsel çöküntüyü, bir çocuğun kendi başına yetebilme , kendi kendine bir çok şeyi öğrenip anlamlandırmaya çalışması, sevgisizliği ve yazarın sürekli ölüme gönderme yapması, cenazedeki tabutları incelemesi, hatta ölen küçük bir çocuğun kendi başına oyun oynamış olma düşüncesi, ve o çocuğun arkadaşının olmaması, en azından öleceksem yalnız ölmeyim , beni son yolculuğumda yalnız bırakmasınlar diye cenaze levazımatçısının kızına ilgi göstermeye çalışması...anlatmaya çalışırken bile kelimelerim yeterli gelmiyor. Yazarın sessiz çığlıklarını ancak sayfaları okurken hikâyenin içinde kaybolduğunuzda fark edebiliyorsunuz. Richard Brautigan'ın hayatı o derin yalnızlık hissiyle son bulmuş. 1984 yılında intihar ederek hayatına son vermiş ve bedeni ancak haftalar sonra, tek başına yaşadığı evde bulunmuş. Belli ki yazar gerçek hayatta da iliklerine kadar tam olarak bunları hissetti. Belki de kelimelere bu yüzden, bu kadar sıkı tutundu; *"Ne kadar çok okurum olursa, günün birinde o evde yalnız ölsem bile beni mutlaka hatırlarlar"* umuduyla... Yine boğazım düğümlenerek, çok hüzünlenerek okudum. O yapayalnız ruhu hatırlamak ve hatırlatmak için diğer kitaplarını da sırasıyla okuyacağım. Okuyacak olan okurlara şimdiden keyifli okumalar.. .
Alıntı
Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp GötürmeyecekRichard Brautigan · Epona Kitap · 2026223 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·104 syf.··
2026 15. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 18:33
tolstoy’un itiraf kitabını okurken insan bir noktadan sonra “roman” okumadığını fark ediyor. çünkü bu kitap bir olay anlatmıyor; resmen bir insanın kendi zihninin içine çöküşünü izletiyor. ve bence en rahatsız edici tarafı da tolstoy’un bunu yaparken en ufak bir estetik kaygı taşımaması. kendini olduğundan daha bilge, daha güçlü ya da daha derin göstermeye çalışmıyor. tam tersine, bütün o ününün, başarısının, yazdığı eserlerin altında aslında ölüm korkusuyla yaşayan bir adam çıkıyor ortaya. kitabı okurken en çok hoşuma giden şey tolstoy’un “hayatın anlamı” meselesini romantikleştirmemesi oldu. çünkü çoğu yazar böyle konuları işlerken ortaya biraz şiir, biraz umut, biraz da sahte bir bilgelik koyuyor. tolstoy ise resmen insanın boğazına yapışıyor. sürekli aynı soruyu soruyor: “öleceksem neden yaşıyorum?” ve korkunç olan şey, bu soruya kendisinin de uzun süre cevap verememesi. bence kitap tam olarak burada insanı vuruyor. çünkü tolstoy’un yaşadığı kriz çok tanıdık. başarıya ulaşıyor, istediği hayatı kuruyor, saygı görüyor ama yine de içinde kapanmayan bir boşluk var. modern insanın yıllardır kaçmaya çalıştığı şeyin çok eski bir versiyonu gibi. sürekli oyalanıyoruz ama gece yalnız kaldığımızda zihnin en dip yerinden aynı soru çıkıyor. bir de kitabın beni etkileyen başka bir tarafı vardı: tolstoy’un kendi ikiyüzlülüğünü açık açık kabul etmesi. inandığını söyleyip inanamadığını, mutlu görünürken aslında ölüm düşüncesiyle yaşadığını anlatıyor. çoğu insan bunu kendine bile itiraf edemezken adam bunu kitaplaştırmış. o yüzden okurken bazen bir edebiyat eserinden çok bir zihinsel çöküş günlüğü okuyormuş gibi hissettim. ama sanırım kitabı güçlü yapan şey tam olarak bu dürüstlük. çünkü “itiraf” insana çözüm sunan bir kitap değil. daha çok insanın içindeki sessiz korkuları
İtirafLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202229,3bin okunma
9/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2025 186. kitabı
Merhabalar Bugün sizlere Veda Caddesi serisinin üçüncü kitabı olan Hecr ile geldim. Seri çok güzel ilerliyor. Diğer iki kitaptan beklentim çok büyük. "Veda Caddesi... Çünkü burada her veda bir merhabayla başlar..." "Bu bir ölüm değil ama şayet ki gidersen bunu yaşarım. Yaşamadığım şeyde değil biliyorsun ama öleceksem ellerinde son bir kez sarıl, güzel kokunu üzerime kefen yapayım. Bir devrin başı ve sonuyduk, önce var olduk sonra kaybolduk..." Aymira ve Kamer... O gece birisi ay aydı. Ay geceye doğdu, gece ayı ruhuyla doyurdu. Sonrada tüm kitaplar onları yazdı. Karşılıklı kalpler kırıldı, sözler verildi, yeminler edildi ama gece aya sırtını hiç bir zaman dönmedi... Ta ki o an yaşanana kadar. Kamer içine gömdüğü, sakladığı büyük sırrını daha fazla tutamazdı. Tutamadı da zaten. Günü geldi ve o sandık açıldı. Tüm sırlar ortaya saçıldı yazılmış onca satır ikisininde gözlerinden gözyaşı diye aktı. Ortalık yine yangın yerine döndü. Aymira evi terk edip kendi evine dönüyor. Kamerle ilgili kalbimizi acıtacak bir takım olaylar öğreniyoruz. Mahir ile olan bağlantısınıda. Ayrılığa dayanamayan Kamer Aymira'nın kapısına dayanıyor. İçimiz eridi resmen okadar tatlı güzel konuşuyor ki okurken ben ikna oldum. Ufff zaten güzel söz duymayalım aman aman. Dördüncü kitabı merakla okuyacagım doğrusu. Tek eleştirim betimlemeler beni birazcık boğdu doğrusu...
1000Kitap
Veda Caddesi - HecrSümeyye Demirkan · Ephesus Yayınları · 2020618 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2025 7. kitabı
Veronika Ölmek İstiyor – İnceleme Yazar: Paulo Coelho Tür: Psikolojik kurgu, felsefi roman Tema: Yaşamın anlamı, özgürlük, akıl–delilik, kendini keşfetme Konu Özeti Veronika dışarıdan bakıldığında “her şeyi normal görünen” ama iç dünyasında büyük bir boşluk hisseden genç bir kadındır. Hayatında bir anlam bulamadığı için intihar etmeye karar verir. Fakat intihar girişimi başarısız olur ve bir akıl hastanesinde uyanır. Doktorlar ona yaşayacak çok az zamanı kaldığını söyler. Bu noktadan sonra Veronika, “zaten öleceksem neden hayatı gerçekten yaşamayayım?” diye düşünerek kendi içsel yolculuğuna çıkar. --- Ana Temalar 1. Yaşamın Anlamı ve Farkındalık Coelho’nun en güçlü mesajı: İnsan ancak ölümü hissedince gerçekten yaşamaya başlar. Veronika, zamanının sınırlı olduğunu duyunca yaşamın her anının değerini ilk kez fark eder. 2. Delilik – Normallik Çatışması Kitap, toplumun “normal” dediği şeylerin aslında insanları nasıl baskıladığını sorgulatıyor. Akıl hastanesindeki karakterler üzerinden, “gerçek deli kim?” sorusu sık sık önümüze geliyor. 3. Özgürlük Arzusu Veronika'nın asıl aradığı ölüm değil, özgürlüktür:
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,6bin okunma
Puan vermedi·195 syf.··
2026 1. kitabı
·
122 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 10:00
YILBAŞI Yağdı, bütün gece yağdı kar yıldızlarla aydınlanarak. Bir şehir, bir sokak, bir ev var, ahşap bir ev, uzak mı uzak. Yatıyor minderde bir çocuk, Benim oğlan, sarışın, tombul. Misafir yoktu, kimseler yok. Pencerede fakir İstanbul. Öttü acı acı düdükler. Hapislik gibidir yalnızlık. Kapadı kitabı Münevver, ağlayıverdi yumuşacık. Bir şehir, bir sokak, bir ev var, ahşap bir ev, uzak mı uzak. Yağdı, bütün gece yağdı kar yıldızlarla aydınlanarak. ŞEYTAN'A MERSİYE ... öldü, bu dünyada, nasıl ölünürse, insan olsun, hayvan olsun, bitki olsun, döşekte, toprakta, havada, suda, ansızın, bekleyerek, uykuda,
Yeni Şiirler (1951 - 1959)Nazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20201,578 okunma