Bazı şeyler gerçek önemini yitirdiğinde birden önemli hale geliverir bizim için. Onlara anlamlar biçmeye çalışırken buluveririz kendimizi. Öyle olması icap ettiğine inandığımızdan olsa gerek, birdenbire kayıpların boşluğunu hissetme sevdasına kapılırız. Gereklilik kipleri duygularımızı yönlenılirmeye başladığında sahicilikten uzaklaşırız. Çünkü öyle olması gerektiği için öyle hissetmek, insanın kendisini kandırmaya çalışmasından başka bir şey değil bana göre. Düpedüz sahtekarlık. Ben bunu otuzlu yaşlarımda, kendimde keşfettiğim, yüzleştiğim tüm garipliklere, hastalıklı hallere, çarpıklıklara bir bahane bulmaya çalışırken yaşadım. Annesiz bir çocukluk geçirmiş olmak, karakterimdeki tüm sakatlıklara kolayca bahane bulmama sebep olacaktı. Böylece kendimden daha az nefret edebilir, hatalarıma karşı hoşgörülü ve affedici olabilirdim. Bu sadece kendimi değil, başkalarını da ikna edebileceğim bir yoldu.