• Kendilerinden çok üstün olan düşmanın amansız ateşine karşı siperde sıkışan 6 osmanlı askerinin hikayesi, bu milletin özünü anlatan bir destandır. Hemde ne destan! Bu altı askerin; birisi Arap, birisi Arnavut, birisi Çerkez, birisi Laz, birisi Kürt ve birisi de ailesiyle birlikte müslüman olan bir yahudiymiş.

    Bir kaç dakika sonra sipere ulaşacak düşmanın ölüm kusan silahlarıyla ruhlarını teslim edeceklerini bildikleri halde, yine de kendilerini kurtarma telaşına girmemişler. Her biri sanki kendisinin bir hayatı yokmuş gibi, bir diğer arkadaşını kurtarmaya çalışıyormuş.

    İçlerinden Arnavut asıllı olan:
    -Düşman iki dakika sonra burayı basıp bizi öldürecek! Şimdi beni dinleyin, ben beyaz bayrak çekeceğim. Onlar ateşi keser kesmez sizler yan siperlere dağılıp kaçın., canınızı kurtarın. Ben buraya dedemin vasiyetini yerine getirmeye geldim. Osmanlı askerleri dedemi, sırpların elinden kurtarıp ona yardım etmişler. Bu gün yardım etme sırası bendedir. Haydi siz savuşun ben onları oyalarım.

    Bu sefer araya yahudi asıllı müslüman asker girmiş:
    - Hayır demiş. Bizim dedelerimizi ispanyadaki zulümden osmanlı kurtardı. Topraklarına bizi kabul etti. Üstelik hayal dahi edemeyeceğimiz imkanlar sundu. Rahmetli Annem; "Oğlum bizim namusumuzu osmanlı kurtardı. Sende zor günlerinde onlara yardım etmezsen, hakkımı helal etmem!" demişti. Siz gidin bu görevi ben üstleneceğim.

    Arap olan asker ise derhal araya girmiş:
    - Bu vazifeyi kimseye vermem demiş. Burada ölmesi gereken birisi varsa o da benim. Benim ailem şamlıdır. Zengin ve güçlü bir bey babamı öldürüp malına, mülküne ve haremine el koymak istemiş. Babamda şamdaki osmanlı kadısına başvurmuş. Kadı ise islamın adaletini tam göstererek; hem mazlum olan ailemi korumuş. Hemde o zalim beye akıllardan asla çıkmayacak bir ders vermiş. Bu adalet için ölünmez de ne yapılır?

    Ama Çerkezin gerekçesi daha da duygu yüklü bir hatıraya dayanıyormuş:
    - Siz durun diye girmiş araya. Ben hem öksüz hemde yetim birisiyim. Bu devlet beni okuttu büyüttü. İstanbul gibi bir yerde imamlık makamı verdi. Beni çok seven camii cemaati de, çevrenin namuslu bir kızıyla evlendirdi. Bir yetime bu kadar iyiliği olan bir devlete değil bir can bin can bile feda edilir.

    Buna dayanamayan laz bağırmış:
    - Uşaklar! Hiçbirinizin benim kadar şehit olmaya hakkı yok, demiş. Rum çetelerinin dağa kaldırdığı kız kardeşimi kurtarmak için 5 asker bu uğurda kendisini feda etti. Namusumuzu temizledi. Bende osmanlının namusunu kurtarmak için buradayım. Ben dönmeye değil Ölmeye geldim. Babam "Ben seni ölmeye gönderiyorum!" demişti beni buraya uğurlarken. Ben buradan sağ çıkarsam, mahşer günü babamın yüzüne bakamam. Bırakın bu iş benimdir.

    Son sözü ise; bir ayağı sakat kalan kürt delikanlı söylemiş:
    - Ben demiş meşhur alim Bediüzzamandan ders almışım. Seyda bana demiş ki; "bu dünya da zavallı garip ve kimsesiz olduğun için üzülme. Sen savaşa katılıp din vatan namus için can vereceksin, o zaman dünya da sana fakir deseler de ahirette çok zengin olacaksın." Ben bu günleri görmek için gelmişem. Dünya fakirliğinden kurtulup, ahiret zengini olmaya heves etmişem. Vatan, namus, din için ölmeye sevdalanmışam. Kurbanınız olam bırakında bu vazifeyi ben yapam.

    Ruhunda kahramanlığın, fedakarlığın ve ilahi aşkın alevleri yükselen bu altı kahramandan sadece yahudi olanı hayatta kalmış. O da "Anne vasiyetini yerine getiremedim." diye kendini helak edip durmuş.

    İşte bu efsane olmuş hayatlar, Osmanlı ruhunun aynası gibi. tarihde ışıldamaya devam ediyor. Zaman akıyor. Böylesi kahramanların hikayeleri yıllara meydan okuyarak hala dilden dile dolaşıyor.