Not: Filmini Daha Çok Sevmiştim
5/10
·432 syf.··
2026 48. kitabı
Not: Seni Seviyorum genç yaşında aniden eşini kaybeden Holly'nin yas sürecinin anlatıldığı bir roman. Ben pek bu tarz kitaplar okumasam da filminden çok etkilendiğim için okudum. Yine de beklediğim kadar etkilenmedim. Filmi daha güzeldi. Konusu dediğim gibi çocukluğundan beridir beraber olduğu eşini beynindeki tümör sebebiyle kaybeden Holly'nin yas süreci. Böyle büyük bir aşkın birden bitmesiyle derin bir kedere boğulan Holly bir gün eşinin her ay birini okuması için geriye mektuplar bıraktığını öğrenir. Bu mektuplar aslında Holly'nin hayatını düzene sokabilmesi için yönlendirmelerdir. Holly her ay bu mektupta yazanlara uymaya çalışır ve yas süreci daha katlanılabilir hâle gelir. Hatta bu yönlendirmelerle hayatı düzene girer. Okuması biraz sıksa da genel olarak yas, arkadaş ilişkileri üzerinden ilerlediğinden bir süre sonra akışına bıraktım. Daha önceki yıllarda okusam muhtemelen daha fazla keyif alırdım ama şimdi biraz çocukça hissettirmedi değil. Ayrıca sonu da bana biraz basit geldi. Her şey o kadar başka yerlere gitti ki eşini kaybetmiş değil de bağımlısı olduğu sevgilisinden ayrılmış bir kız izlenimi verdi. Bütün kitap boyunca izlenen yas sürecinin basite indirilerek bitirildiğini düşünüyorum. Bence "akışına bıraktı" tarzında bir son önceki 400 sayfaya daha yakışır bir son olurdu. Yine de birkaç gündür vakit ayırdım ve keyifle (gibi) okudum. Filme duyguların daha iyi geçtiğini düşünüyorum. Normalde kitapları daha çok tercih etsem de bu hikayede bence metin biraz basit kalmış. Yine de göz atmak isteyenlere önce filmine bakmak üzere önermek isterim.
Not : Seni SeviyorumCecelia Ahern · Pegasus Yayınları · 2016674 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 24. kitabı
Tolstoy'un Hayat Üzerine Düşünceler, bir çırpıda okunup geçilecek bir kitap değildir. Tolstoy’un dili yer yer öğretici ve ağır gelebilir çünkü yazar size bir hikaye anlatmaz, adeta bir filozof gibi kavramları didikler, argümanlar sunar ve sizi kendi vicdanınızla baş başa bırakır. Kitabın ana sorusu "İnsan nasıl yaşamalı ve gerçek yaşam nedir" diye sorar. Tolstoy insanın sadece fiziksel arzularını tatmin ettiği süreci "hayvansal varoluş" olarak görür. Gerçek yaşam ise bencillikten sıyrılıp akılsal bilince ve evrensel sevgiye ulaşıldığında başlar. Kitabın bir diğer konusunda gerçek sevgiyi anlatır. Sevgi, hiçbir karşılık beklemeden tüm saf sevgisini vermesidir. Bunu anlayabilen bir insan ölüm korkusunu da yener çünkü bedeni ölsede geriye kalan ruhu bir anlam içinde kalacak. Eserin dili ise ağır, sorgulayıcı ve derin bir anlatıma sahiptir.
Hayat Üzerine DüşüncelerLev Tolstoy · Kaknüs Yayınları · 19991,431 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·198 syf.··
2026 47. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 23:09
Bu metnin merkezinde tek bir duygu sürekli dönüp duruyor: tahammülsüzlük. Ama bu basit bir “sevmiyorum” hali değil; dünyayı, insanları ve onların kendini sunma biçimlerini sürekli yanlış, yapay ve rahatsız edici bulma hali. Anlatıcı çevresine bakarken insanları tek tek değil, bir “tipler kalabalığı” olarak görüyor. Herkes bir role sıkışmış: gösteriş yapanlar, boş konuşanlar, onay arayanlar, ciddi görünmeye çalışanlar… Bu yüzden anlatımda sürekli bir küçümseme var. Ama bu küçümseme güçlü biri gibi yukarıdan bakmak değil; aksine, maruz kalmaktan yorulmuş bir zihnin savunması gibi. Dil özellikle burada önemli: sert, keskin, yer yer hakaret düzeyine kayan ifadeler aslında karakterin dış dünyayı filtreleme biçimi. Ne kadar kaba görünüyorsa, o kadar çok “fazlalığı atma” isteği var. Yani öfke, bir tür arındırma yöntemi gibi çalışıyor. Fakat metnin kırıldığı yerler de var. Özellikle ölüm, kardeş kaybı ve yalnızlık anları geldiğinde bu sertlik çözüyor. O anlarda dış dünyaya duyulan nefret geri çekiliyor ve yerini daha çıplak bir boşluk alıyor. Asıl çatışma burada: insanlara duyulan öfke ile insanlara duyulan ihtiyaç aynı bedende yaşıyor ama birbirini taşıyamıyor. Bu yüzden metin sadece bir “herkese karşı durma” hikâyesi değil; aynı zamanda kendini koruyamayan bir hassasiyetin, sertlik kılığına girmesi. Dışarıdan bakınca alay var gibi, ama içeride daha çok kırılgan bir aşırı uyanıklık hissi var: her şey fazla yapay, her şey fazla gürültülü, hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Sonuçta kalan şey şu: dünyayı reddeden bir bakış değil sadece; dünyaya katılamadığı için sürekli geri çekilen ama geri çekildikçe daha çok rahatsız olan bir bilinç.
Duygu ve Düşünce
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,3bin okunma
8/10
·56 syf.··
2026 1. kitabı
Kitap oldukça kısa, 53 sayfadan oluşuyor. İçerisinde 5 farklı hikaye bulunuyor. Her birinde birbirinden farklı sosyoekonomik durumları olan insanların hayatlarındaki ölüm vakalarına şahit oluyoruz. Herkes için geçerli olan, kimsenin istisnai tutulmadığı ölüm gibi bir olgunun, bu eşitleyici doğasına rağmen yaşanırken ne denli farklılıklar gösterebileceğini daha iyi anlıyoruz. Kiminin ölümü çevresindekileri mutlu ederken, kimininki etmeyecek; kiminin ölümü gösterişli bir tabut ve şatafatlı bir tören ile gerçekleşirken, kimininki tam bir sefalet içinde gerçekleşecek; kiminin ölümü daha beklendik ve doğal karşılanırken, kimininki sürpriz niteliğinde olacak... Kitabın cep boyutunda olması, en ufak çantaya bile sığmasını ve yanınızda taşıyabilmenizi sağlarken, kısa oluşu sayesinde dışarıda bulduğunuz ufak bir boşlukta dahi okuyup bitirebileceksiniz. Çerezlik niteliğinde ama çarpıcı olabilecek bir kitap, okunmasını tavsiye ediyorum.
Nasıl Ölünür (Cep Boy)Emile Zola · Karbon Kitaplar · 202024,4bin okunma
Sağlıklı yaşam kılavuzu veya "Yeşil ışık."
Puan vermedi·304 syf.·
2026 47. kitabı
Oscar ödüllü Matthew McConaughey'in Interstellar isimli filmini ilk izlediğimde aktörün rolünü çok beğenmiş ve en önemlisi de izleyiciye geçirebildiği duygu selini doyasıya yaşata bilmişti. İlk ve tek kitabı olan Greenlights çocukluğundan başlayarak şöhret basamaklarını tırmanışını ve hayat felsefesini anlattığı bir otobiyografik eserdir. Yazarın 35 yıl boyunca tuttuğu günlükler bir kitap halinde bizlere sunulmuştur. Hayattaki "kırmızı" ve "sarı" ışıkların; yani zorluğun, hayatta kalmanın zamanla nasıl "yeşil ışığa" dönüştüğünü gösteren bir yaşam kılavuzudur diyebilirim. Birçok ünlü anı kitabının aksine oldukça açık, dürüst ve abartısız bir tona sahiptir. McConaughey'nin sıra dışı ailesi, Avustralya'daki gençlik yılları ve oyunculuk serüveni ham haliyle okuyucuya aktarılır. Sade bir hikaye anlatımından ziyade, şiirler, aforizmalar, günlüğe düşülen çarpıcı notlar ve fotoğraflarla desteklenmiştir. Sürükleyici, ilham verici ve çoğu zaman eğlenceli bir üsluba sahip bir kitaptır ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile. Matthew'in babası ve kardeşi Mike ile olan "yaşam koçluğu" ve çocuklarına destek olması çok iyi nüanslardan idi. Sadece bir ünlü hikayesi değil, aynı zamanda kişisel gelişim ve motivasyon kitabı niteliğini taşıyan bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. "Acı veren sözler. Ama bu sözler sadece sözden ibaret değildi; beklentiler ve sonuçlardı. Değerlerdi. Bu sözler, kim olduğumu şekillendirmeme yardımcı oldu." s.35 "Kendi hayatımda hava koşullarıyla başa çıkarken, kaçınılmaz olana alışmak başarımın anahtarı oldu." s.297 Verdiğim bu alıntılardan da göründüğü gibi adam tüm başarılarını "kırmızı" ışıktan " yeşile" döndürmeye çalıştığında kazanmış ve zorluklardan çıkış yolunu bizlere göstermeye çalışmıştır.
Düşünce
GreenlightsMatthew McConaughey · Crown Publishing Group (NY) · 202026 okunma
10/10
·272 syf.··
2026 30. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 22:54
Mehmet Akif Ersoy'un şiirlerini bir araya topladığı bu eserin ön söz kısmını çok beğendim. Mehmet Akif hakkında bilmediğimiz ne çok şey varmış. Boğaz'ı yüzerek geçebildiği, saatlerce kürek çekebildiği, atlama ve taş atmayla ilgilendiği, güreş yapmayı sevdiği anlatılıyor. Aynı zamanda karakter özelliklerine de değinilmiş. Verdiği ve aldığı söze, dostlarına ne kadar bağlı olduğu arkadaşlarının bizzat yazdığı anılarla anlatılmış. Aynı zamanda muazzam bir hafızası varmış, verdiği derslerde hiç kitap açmadan yüzlerce şiiri ezbere okur, anlatırmış. Bunun yanı sıra derslerinde kendi şiirlerini işlemez, ayıp olarak görürmüş. Mithat Cemal Kuntay onun için şöyle söylemiş: İlk tanıdığım zaman ona inanamadım: Bir insan bu kadar temiz olamazdı. Fena aktör, melek rolünü oynamaktan bir gün yorulacaktı. Doğal olmayan bir erdemden yorulan yüzünü bir gün görecektim. Ama otuz beş yıl bugün gelmedi. Otuz beş yıl onun yanından her çıkışımda, kendime hep bu soruları sordum: Bu alçak gönüllülük, kendi kendini inkar edercesine nasıl çıkıyordu? Mahrumiyetlerinden yılmayan ahlakıyla, kendisini nasıl kahraman sanmıyordu? Onu yakından tanıyanlar için, her geçen gün, nasıl onun lehine geçen bir gün oluyordu? Onun temizliği yanında insan kendi günahlarından mustarip olurken, o, kendisinin sizden başka olduğunu nasıl görmüyordu? ... Kendisi şiire yönelme sebebinin düzyazıda başarısız olduğunu düşünmesi olduğunu söylüyor. Dindar bir nesilden gelmesine rağmen dindar görünen sarıklı hocalara şiirlerinde yaptığı eleştiriler gülümsetti. Aynı zamanda Müslüman diyarlara yaptığı gezilerde gördüklerini de şiirlerinde anlatmış, günümüze kıyasla çok da fazla bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum. 2. Abdülhamid yönetiminden de pek haz etmediğini şiirlerinden anlıyoruz. Genel olarak şiirlerinde değindiği
SafahatMehmet Âkif Ersoy · İskele Yayıncılık · 20217,5bin okunma