7/10
·132 syf.··
2026 11. kitabı
Baca Temizleyici Annem öldüğünde ben çok küçüktüm, Ve babam beni sattığında daha dilim Dönmüyordu bile bacacı sözüne. Şimdi işte Bacanızı temizler ve uyurum iş içinde. Küçük Tom Dacre var ya, ağlamıştı kuzu sırtı gibi Kıvır kıvır saçları kesilirken, ben de dedim ki, Şşşt Tom boşver, çünkü kafan çıplak kaldığında Bilirsin kurum zarar veremez beyaz saçına. Ve böylece sakinleşti, ve tam o gece, Tom uyurken öyle bir hayal görmüş ki, Dick, Joe, Ned ve Jack, binlerce temizleyici, Kapkara tabutlara konmuş hepsi, Bir Melek gelmiş elinde parlak bir anahtarla, Ve tabutları açıp hepsini serbest bırakmış. Sonra Yeşil bir düzlükten aşağı güle oynaya koşmuşlar, Bir ırmakta yıkanmış ve Güneşte parlamışlar. Sonra çıplak ve beyaz, bırakıp bütün çantaları arkada, Bulutların üstüne yükselmiş, eğlenmişler rüzgârda. Ve Melek Tom’a iyi bir çocuk olursa, Tanrı’nın ona Baba olacağını söylemiş, ve üzülmeyeceğini bir daha. Ve sonra Tom uyandı, biz de karanlıkta kalkıp İşe gittik çantalarımızı fırçalarımızı alıp. Sabah soğuktu ama Tom mutlu ve sıcaktı, gerek yok demek ki Sıkıntıdan korkmasına kimsenin, yaparsa görevini. & Baca Temizleyici
Masumiyet ve Tecrübe ŞarkılarıWilliam Blake · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,804 okunma
7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
ilk bakışta savaş sonrası japonya'yı ve ekonomik olarak çöken bir aristokrat aileyi anlatıyor gibi görünse de, bana göre kitabın asıl meselesi yalnızlık ve ölüm. dazai, ölümü sadece fiziksel bir son olarak değil, insanın içindeki yavaş yavaş sönüş hali olarak ele alıyor. kitaptaki karakterler yaşamaktan çok, hayata katlanmaya çalışan insanlar (abla, kardeş ve anne). ne tam olarak geçmişe aitler ne de içinde bulundukları dünyaya. sevilseler bile yalnızlar, kalabalığın içinde olsalar bile yalnızlar. sanki herkes kendi sessizliğine mahkum edilmiş gibi. roman boyunca hissedilen o ağır melankolinin altında, insanın kaçınılmaz sonla yüzleşmesi yatıyor. ölüm düşüncesi açıkça dile getirilmese bile her sayfanın arasında dolaşıyor. aslında batan güneş, bir ailenin ya da bir sınıfın değil, yavaş yavaş tükenen insanların hikayesi bana göre. belki de bu yüzden kitap bittiğinde geriye büyük olaylar değil, insanın içine çöken o tanıdık duygu kalıyor: hayat devam ediyor olsa bile, insan bazen çok önceden ölmeye başlayabiliyor.
Batan GüneşOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 20234,553 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Not: Filmini Daha Çok Sevmiştim
5/10
·432 syf.··
2026 48. kitabı
Not: Seni Seviyorum genç yaşında aniden eşini kaybeden Holly'nin yas sürecinin anlatıldığı bir roman. Ben pek bu tarz kitaplar okumasam da filminden çok etkilendiğim için okudum. Yine de beklediğim kadar etkilenmedim. Filmi daha güzeldi. Konusu dediğim gibi çocukluğundan beridir beraber olduğu eşini beynindeki tümör sebebiyle kaybeden Holly'nin yas süreci. Böyle büyük bir aşkın birden bitmesiyle derin bir kedere boğulan Holly bir gün eşinin her ay birini okuması için geriye mektuplar bıraktığını öğrenir. Bu mektuplar aslında Holly'nin hayatını düzene sokabilmesi için yönlendirmelerdir. Holly her ay bu mektupta yazanlara uymaya çalışır ve yas süreci daha katlanılabilir hâle gelir. Hatta bu yönlendirmelerle hayatı düzene girer. Okuması biraz sıksa da genel olarak yas, arkadaş ilişkileri üzerinden ilerlediğinden bir süre sonra akışına bıraktım. Daha önceki yıllarda okusam muhtemelen daha fazla keyif alırdım ama şimdi biraz çocukça hissettirmedi değil. Ayrıca sonu da bana biraz basit geldi. Her şey o kadar başka yerlere gitti ki eşini kaybetmiş değil de bağımlısı olduğu sevgilisinden ayrılmış bir kız izlenimi verdi. Bütün kitap boyunca izlenen yas sürecinin basite indirilerek bitirildiğini düşünüyorum. Bence "akışına bıraktı" tarzında bir son önceki 400 sayfaya daha yakışır bir son olurdu. Yine de birkaç gündür vakit ayırdım ve keyifle (gibi) okudum. Filme duyguların daha iyi geçtiğini düşünüyorum. Normalde kitapları daha çok tercih etsem de bu hikayede bence metin biraz basit kalmış. Yine de göz atmak isteyenlere önce filmine bakmak üzere önermek isterim.
Not : Seni SeviyorumCecelia Ahern · Pegasus Yayınları · 2016674 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 24. kitabı
Tolstoy'un Hayat Üzerine Düşünceler, bir çırpıda okunup geçilecek bir kitap değildir. Tolstoy’un dili yer yer öğretici ve ağır gelebilir çünkü yazar size bir hikaye anlatmaz, adeta bir filozof gibi kavramları didikler, argümanlar sunar ve sizi kendi vicdanınızla baş başa bırakır. Kitabın ana sorusu "İnsan nasıl yaşamalı ve gerçek yaşam nedir" diye sorar. Tolstoy insanın sadece fiziksel arzularını tatmin ettiği süreci "hayvansal varoluş" olarak görür. Gerçek yaşam ise bencillikten sıyrılıp akılsal bilince ve evrensel sevgiye ulaşıldığında başlar. Kitabın bir diğer konusunda gerçek sevgiyi anlatır. Sevgi, hiçbir karşılık beklemeden tüm saf sevgisini vermesidir. Bunu anlayabilen bir insan ölüm korkusunu da yener çünkü bedeni ölsede geriye kalan ruhu bir anlam içinde kalacak. Eserin dili ise ağır, sorgulayıcı ve derin bir anlatıma sahiptir.
Hayat Üzerine DüşüncelerLev Tolstoy · Kaknüs Yayınları · 19991,431 okunma
Puan vermedi·198 syf.··
2026 47. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 23:09
Bu metnin merkezinde tek bir duygu sürekli dönüp duruyor: tahammülsüzlük. Ama bu basit bir “sevmiyorum” hali değil; dünyayı, insanları ve onların kendini sunma biçimlerini sürekli yanlış, yapay ve rahatsız edici bulma hali. Anlatıcı çevresine bakarken insanları tek tek değil, bir “tipler kalabalığı” olarak görüyor. Herkes bir role sıkışmış: gösteriş yapanlar, boş konuşanlar, onay arayanlar, ciddi görünmeye çalışanlar… Bu yüzden anlatımda sürekli bir küçümseme var. Ama bu küçümseme güçlü biri gibi yukarıdan bakmak değil; aksine, maruz kalmaktan yorulmuş bir zihnin savunması gibi. Dil özellikle burada önemli: sert, keskin, yer yer hakaret düzeyine kayan ifadeler aslında karakterin dış dünyayı filtreleme biçimi. Ne kadar kaba görünüyorsa, o kadar çok “fazlalığı atma” isteği var. Yani öfke, bir tür arındırma yöntemi gibi çalışıyor. Fakat metnin kırıldığı yerler de var. Özellikle ölüm, kardeş kaybı ve yalnızlık anları geldiğinde bu sertlik çözüyor. O anlarda dış dünyaya duyulan nefret geri çekiliyor ve yerini daha çıplak bir boşluk alıyor. Asıl çatışma burada: insanlara duyulan öfke ile insanlara duyulan ihtiyaç aynı bedende yaşıyor ama birbirini taşıyamıyor. Bu yüzden metin sadece bir “herkese karşı durma” hikâyesi değil; aynı zamanda kendini koruyamayan bir hassasiyetin, sertlik kılığına girmesi. Dışarıdan bakınca alay var gibi, ama içeride daha çok kırılgan bir aşırı uyanıklık hissi var: her şey fazla yapay, her şey fazla gürültülü, hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Sonuçta kalan şey şu: dünyayı reddeden bir bakış değil sadece; dünyaya katılamadığı için sürekli geri çekilen ama geri çekildikçe daha çok rahatsız olan bir bilinç.
Duygu ve Düşünce
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,3bin okunma
8/10
·56 syf.··
2026 1. kitabı
Kitap oldukça kısa, 53 sayfadan oluşuyor. İçerisinde 5 farklı hikaye bulunuyor. Her birinde birbirinden farklı sosyoekonomik durumları olan insanların hayatlarındaki ölüm vakalarına şahit oluyoruz. Herkes için geçerli olan, kimsenin istisnai tutulmadığı ölüm gibi bir olgunun, bu eşitleyici doğasına rağmen yaşanırken ne denli farklılıklar gösterebileceğini daha iyi anlıyoruz. Kiminin ölümü çevresindekileri mutlu ederken, kimininki etmeyecek; kiminin ölümü gösterişli bir tabut ve şatafatlı bir tören ile gerçekleşirken, kimininki tam bir sefalet içinde gerçekleşecek; kiminin ölümü daha beklendik ve doğal karşılanırken, kimininki sürpriz niteliğinde olacak... Kitabın cep boyutunda olması, en ufak çantaya bile sığmasını ve yanınızda taşıyabilmenizi sağlarken, kısa oluşu sayesinde dışarıda bulduğunuz ufak bir boşlukta dahi okuyup bitirebileceksiniz. Çerezlik niteliğinde ama çarpıcı olabilecek bir kitap, okunmasını tavsiye ediyorum.
Nasıl Ölünür (Cep Boy)Emile Zola · Karbon Kitaplar · 202024,4bin okunma