“Bazen insanın içinde öyle bir acı olur ki, kimse göremez… ama o acı, insanı sonsuza kadar değiştirir.”
Şeker Portakalı öyle bir kitap ki, okurken sadece bir çocuğun hikâyesini değil, kendi kalbinin çocukluğunu da görüyorsun. Zeze’nin hayal gücü öyle canlı, o kadar içten ki — bir anda o portakal fidanıyla konuşmak bile mantıklı geliyor insana. Ama sonra gerçek dünya çarpıyor suratına; yoksulluk, şiddet, sevgisizlik… Ve en çok da Portuga’nın kaybı. Orada duruyorsun işte, boğazında bir yumruyla. Çünkü biliyorsun, Zeze sadece bir çocuk değil; sevgi arayan, incinmiş herkesin küçüklüğü o. Kitap bittiğinde insan hem büyümüş gibi hissediyor hem de içinden bir parça eksilmiş gibi. O kadar sade yazılmış ama o kadar derin ki, en sessiz cümleleri bile kalbini delip geçiyor.