Ömer Atıcı

Ömer Atıcı
@omeraticii
Hayat küçük şeylerden oluşur, eğer sen seversen büyük olurlar . "Osho"
Öğretmen
Lisans İngiliz Dili ve Edebiyatı
Kahramanmaraş
18 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı
Martilari seven adam
Osho Kavga olmadan aşk var olamaz. Birbirlerine ters gibi görünüyorlar - çünkü biz aşıkların asla kavga etmemeleri gerektiğini düşünüyoruz. Mantık şöyle: birisini seviyorsan onunla nasıl kavga edersin? Bu çok açık gibi duruyor, aşıklar kavga etmemeli gibi görünüyor - ama ediyorlar işte. Hatta, onlar birbirleriyle çok samimi olan düşmanlar; devamlı kavga ediyorlar. O kavgadan adına aşk denen enerji fışkırıyor. Aşk sadece kavgadan, çatışmadan ibaret değil, bu doğru - bunlardan fazlası da var. Kavga var, ama aşk bunun üzerine çıkıyor. Kavga aşkı yok edemiyor. Aşk kavgadan canlı çıkıyor ama kavgasız da yaşayamaz.Ama aşkta sadece cennet değil cehennem de yaşanır. İkisi birliktedir, bir elmanın iki yarısı gibi. Ayrılamazlar - onları ayırmaya gerek de yoktur, çünkü cehennemsiz bir cennet pek fakir kalır. Öfkesiz bir aşk iktidarsız olur. Kedersiz aşk yüzeyseldir. Aşk zıt kutuplardan oluşur, ve bu zıtlıklar sayesinde yaşam gittikçe zenginleşir, karmaşık hale gelir. Yaşam sıradan Aristo mantığı ile yürümez, yaşam Hegel'in diyalektiğine benzer: tez, antitez. İki zıt kutup karşılaşıp savaşırlar, ve üçüncü bir fenomen doğar: sentez. Zıt kutuplardan daha büyük bir uyum doğar, sonra bu büyük uyum yeniden teze dönüşür, yeni bir antitez ortaya çıkar, ve tekrar bir üst basamakta bir sentez oluşur.Mantık insanoğlunun dilidir, varoluşun değil - yerel bir fenomen, evrensel değil. Hisler esas dildir, unutulmuş olan dil. Hisleri anlıyorsan bütünü de anlarsın.Hislerin önde gelmesi gerekir ve düşünce ona hizmet etmelidir. Hisler yönlendirmeli ve mantık idare etmelidir. Ama eğer mantık başa geçer ve hisler onun peşine takılırsa sen ölürsün...çünkü sadece mantık ile yaşayamazsın. Yaşam hissetmektir. Ağaçlar mantık olmadan da varolabilir, ama hissetmeden olamazlar. Şimdi bilimadamları bile
Felsefe-Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kendinde neyi reddedersen başkalarına yansıtırsın
Osho /Coşku __________ Yansıtma mekanizmasına bir bak. Kendinde neyi reddedersen başkalarına yansıtırsın. Onu bir yere koymak zorundasın. Onun orada olduğunu biliyorsun.  Önceki akşam bir kadın bana kocasının onu öldüreceğinden çok korktuğunu söyledi. Daha geçen gün bir kadın bana kocasının kendisini öldüreceğinden korkmaya başlamış olduğunu söyledi. Şimdi, onun çok basit ve güzel bir kocası var, çok basit bir adam. Çok ender olarak bu kadar basit insanlar bulabilirsin. Onun kadını öldüreceği fikri neredeyse saçmalıktır. Kadın bunu söylerken kocası ağlamaya başladı. Fikir tamamıyla o kadar saçmaydı ki gözyaşları dökülmeye başladı. Bir erkeği ağlarken görmek çok enderdir çünkü erkekler ağlamamak üzere eğitilmişlerdir. O bunu hissetti; ne yapılabilir ki? Ve kadın adamın onu her an boğuvereceğini düşünüyor. Karanlıkta adamın ellerini boğazında hissediyor. Şimdi, ne oluyor? Sonra yavaş yavaş başka şeyler hakkında konuştu. Çocuğu yoktu ve karşı konulmaz bir biçimde bir çocuk istiyordu. Bana başka insanların çocuklarına baktığında onları öldürme isteği duyduğunu söyledi. Artık her şey netti. Artık hiçbir şey karmaşık değil. Başkalarının çocuklarını öldürmek istediğini çünkü kendisinin çocuğu olmadığını ve başka kimsenin de anne olmasını istemediğini söyledi. Şimdi bu katil onun içindedir ve o bunu kabul etmek istemiyor. O birisinin üzerine yansıtılmalıdır. O, öldürücü bir içgüdüye sahip olduğunu kabul edemiyor; o yansıtılmak zorundadır. Bir katil olduğunu ya da çocukları öldürme düşüncelerine sahip olduğunu kabul etmek çok zordur. Şimdi, kocası en yakındaki insandır, yansıtılması en uygun olandır, nerdeyse bir ekran gibi. Şimdi bu zavallı adam ağlıyor ve kadın da onun kendisini öldüreceğini sanıyor. Çok derin bilinçaltında kadın adamı öldürme fikrine dahi sahip olabilir
Felsefe-Düşünce
Istırap senin egonu besler ve mutluluksa basitçe egosuz olma halidir. Sorun budur, sorunun can alıcı noktası budur. Bu nedenle insanlara mutlu olmak çok zor gelir ve milyonlarca insan ıstırap içerisinde yaşamak zorundadır. O sana çok kristalize olmuş bir ego verir. Istırap içerisinde varsın. Mutluyken yoksun. Istırap içinde kristalleşme vardır; mutluluk içinde ise ışıldar hale gelirsin. Bu anlaşılırsa her şey netleşir.Istırap seni özel kılar. Mutluluk evrensel bir olgudur, hiçbir özel tarafı yoktur. Ağaçlar mutludur ve hayvanlar mutludur .Varoluşun tümü, insan hariç mutludur. Mutsuz olarak insan çok özel, sıra dışı olur. Istırap seni insanların ilgisini çekebilir hale getirir. Ne zaman perişan bir halde olursan sana ilgi gösterilir, sempati duyulur, sevilirsin. Herkes sana özen göstermeye başlar. Perişan olmuş birisine kim acı çektirmek ister? Kim kıskanır sefil birisini? Perişan haldeki birisine kim düşman olabilir? Bu çok ucuz bir şey olurdu. Perişan birisine özen gösterilir, sevilir, ilgi gösterilir. Mutsuzluğun çok büyük bir getirisi vardır. Eğer kadın mutsuz değilse kocası basitçe onu unutmaya başlar. Şayet kadın mutsuzsa koca onu göz ardı etmenin bedelini ödeyemez. Şayet baba mutsuzsa tüm aile,karısı, çocukları çevresindedir, onun için endişelidir; bu çok rahatlık verir. Kişi yalnız olmadığını, bir ailesi, dostları olduğunu düşünür. Hasta, depresyonda, ıstırap içinde olduğunda, teselli etmek için, rahatlatmak için arkadaşların seni ziyaret etmeye gelir. Mutlu olduğunda aynı arkadaşların seni kıskanmaya başlar. Gerçekten mutlu olduğunda, tüm dünyayı karşında bulacaksın. Hiç kimse mutlu bir insandan hoşlanmaz çünkü mutlu bir insan diğerlerinin egosunu incitir. Diğerleri şöyle düşünmeye başlar: "Yani sen şimdi mutlu oldun ama hepimiz biz hâlâ karanlıkta, ıstırap
Felsefe-Düşünce
Şaşırma kapasitesini koruyan bir zihne olgun derim. Sürekli başkalarına, kendisine, her şeye şaşırmaya devam eden bir zihin olgundur. Yaşam sürekli bir şaşkınlıktır: Bunun için hazır planları,hazır yanıtları yoktur. Ne olacağını asla bilmez, her an bilinmeyene doğru ilerler. Hiçbir zaman kendi önüne geçmez,hiçbir zaman kendi gerisine düşmez.Nerede olursa olsun, tamamen kendisi kalır. Son ve en temel şey:Sana olgunlaşmamış bir zihnin olduğunu söylediğimde, temelde bir zihne sahip olduğunu söylüyorum. Aslında zihin olgunlaşmamıştır. Ancak zihinsizlik olgunluktur. Olgunluğun zihinle hiç ilgisi yok, çünkü zihin bildiğin her şey demektir. Zihin deneyimlerin demektir;zihin geçmişin, tekrarların, hazırlıkların demektir. Zihin kelimesiyle kastedilen bütün bu şeylerdir.Zihin kendi başına bir şey değildir; bütün birikim, bütün ıvır zıvır, ölü geçmişinin bütün yığıntısıdır. “Olgun ol” dediğimde, zihinsiz olmayı kastediyorum.Hazırlıksız hareket edersen, zihinsizlikten hareket edeceksin. Öğrenme yeteneğini koruyabildiğin takdirde, tekrar tekrar ve tekrar bir zihinsizlik olabileceksin; zihin asla birikim olmayacak. Uyanık ve hazırlıksız kalmayı becerebiliyorsan, yaşama ve kendine şaşırabiliyorsan, yavaş yavaş en içteki yaşamla, yaşamın özüyle daha fazla ilgilenir hale geleceksin. Bir insanı gördüğünde sadece beden görmeyeceksin; bakışın delici olacak, bakışın röntgen gibi olacak. O insanı, oradaki bilinci, öteki insanın içsel ışığını yakalayacak.Beden yalnızca bir ikametgahtır:Şahısla karşılaşacaksın, elini sıkacaksın,ama yalnızca el değil - o kişiyi sarsacaksın, o insanla buluşacaksın. Ve kendi yaşamında, yavaş yavaş bedenin yalnızca dıştaki bir kılıf olduğunu fark edeceksin: O kılıfa özen göstermek zorundasın, ihmal edilmemesi gerekir, değerlidir, ama sonuç değildir. Ve sen
Psikoloji
Çamların Kadim Müziği
Osho /Çamların Kadim Müziği _________ Ne kadar duyarlıysan, ne kadar uyanıksan, ne kadar bilinçliysen, o kadar sıkılacaksın.Ya hiç bilinç sahibi olma -o zaman tekrarı hissedemezsin- ya da o kadar bilinçli ol ki her tekrarda yeni bir şey görebilesin. Bunlar sıkıntıdan kurtulmanın iki yoludur. Ya bir buddha gibi yaşa ya da bir bizon gibi yaşa, o zaman sıkılmayacaksın. Artık seçim senin. Bir kadına veya erkeğe âşık olduğunda bir mucize olduğunu hissedersin, ama yavaş yavaş o mucize yok olur ve her şey alışkanlığa dönüşür. Sıkıntı, tekrarın bilincinde olmaktır. Hayvanlar geçmişi hatırlayamadıkları için sıkıntı hissedemezler tekrarı hissedemezler. Bizon her gün aynı otu aynı keyifle yemeye devam eder. Sen yapamazsın; aynı otu aynı keyifle nasıl yiyeceksin? Bıkarsın. insanlar bu yüzden değişiklik yapmaya çalışır. Yeni bir eve taşınırlar, eve yeni bir araba getirirler, eski kocayı boşarlar, yeni bir sevgili bulurlar, ama aynı şekilde o olay da er ya da geç tekrar haline gelecek. Yerleri değiştirmek, insanları değiştirmek, sevgilileri değiştirmek, evleri değiştirmek hiçbir işe yaramayacak. Ve bir toplum çok sıkıldığında, insanlar bir kentten ötekine, bir işten diğerine, bir eşten diğerine geçmeye başlarlar. Fakat çok geçmeden hepsinin saçmalık olduğunu, çünkü her kadınla, her adamla, her evle, her arabayla aynı şeyin tekrar tekrar olacağını fark ederler. O zaman ne yapmak gerekiyor? Daha bilinçli ol. Durumları değiştirmekle ilgili bir şey değil bu; varlığını dönüştür, daha bilinçli ol. Daha bilinçli olduğunda, her ânın yeni olduğunu görebileceksin. Fakat bunun için, çok fazla enerji, muazzam bir bilinç enerjisi gerekir. Artık seçim senin. Daha fazla durumda sıkılacaksın. Vasat bir zihin o kadar sıkılmaz. Devam eder, kabul eder: Dışarıdaki şeyleri değiştirmenin faydası
Felsefe-Düşünce