Ömer Atıcı

Ömer Atıcı
@omeraticii
Hayat küçük şeylerden oluşur, eğer sen seversen büyük olurlar . "Osho"
Öğretmen
Lisans İngiliz Dili ve Edebiyatı
Kahramanmaraş
18 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı
Osho "...Ve ne kadar "birisi" olursan senden o kadar hayat kaybolur. " ..Egoyu dinlersen, ego seni tekrar tekrar nevrotik yola geri götürür, "birisi" olma yoluna.Dünyada başarılı olan insanlara bak, "birisi" olanlara, "Kim Kimdir?" kitabında ismi olanlara. Bak onlara, izle onları. Sahte bir hayatları olduğunu göreceksin. Onlar sadece maske, içlerinde bir şey yok, boş insanlar; doldurulmuş olabilirler ama canlı değiller. Boşlar. Dünyada başarılı olmuş, "birisi" olmuş insanları izle - başkanları, başbakanları, çok zenginleri - dünyada elde edilebilecek her şeyi elde etmiş insanları. İzle onları, dokun onlara, bak onlara; ölümü hissedeceksin. Atan bir yürek bulamazsın orda. Belki kalp hâlâ atıyordur ama atışı mekaniktir. Atıştaki şiir kaybolmuştur. Sana bakarlar ama gözleri donuktur; canlı olmanın ışıltısı yoktur orda. Elini sıkarlar ama ellerinden bir şey aktığını hissetmezsin, herhangi bir enerji akımı hissetmezsin, seni karşılayan bir sıcaklık bulamazsın. Ölü bir el; orada ağırlık vardır, sevgi yoktur. Çevrelerine bak; cehennemde yaşarlar. Başarmışlar, birileri olmuşlar ve şimdi çevrelerinde sadece cehennem var. Eğer birisi olmaya çalışıyorsan, aynı yolun yolcususun.Hiçbir zaman ilk günah olmadı, sadece ilk masumiyet oldu. Her çocuk masum doğar. Biz ona kendini suçlu hissettiririz, deriz ki, "Bu böyle olmamalı. Böyle olmamalısın." Ve çocuk doğal ve masumdur. Onu doğal ve masum olduğu için cezalandırırız, yapay ve kurnaz olunca da ödüllendiririz. İkiyüzlü olunca ödüllendiririz; bütün ödüllerimiz ikiyüzlü insanlar içindir. Bir insan masumsa onu ödüllendirmeyiz. Ona ödülümüz yoktur, saygımız yoktur. Masumlar aşağılanır, masumlar nerdeyse kanun kaçaklarıyla eş tutulur. Masumlara aptal muamelesi yapılır, kurnazlara zeki muamelesi. İkiyüzlüler kabul edilir; ikiyüzlü adam,
Felsefe-Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Eş seçme ve seçilim mekanizması
Psikanalist Theodore,kendimize ilişkin algımız nekadar olumsuzsa âşık olmaya o kadar yatkın olduğumuzu gözlemlemiştir.İnsanlar kendilerinde bir şeylerin eksik olduğunu hisseder ve bu eksiklikleri bir eşte ararlar.Âşık olduklan zaman, gerçekleşmemiş bütün fantezilerini sevgililerine yansıtırlar.Benliğin bölünmüş yanlarının yansıtılması her iki eşte de olur;ve yok sayılan ve baskılanan yanlarını eşi vasıtasıyla ifade etmeye çalışır. Ör:bir kurbanla (annesi) istismarcı (babası) arasındaki şiddet dolu çalışmaya dair sarsıcı çocukluk deneyimlerini içselleştirmiş bir kadın, kendini kurban olarak görür.Çatışmanın iki tarafını bölmüş,şiddet dolu istismarcı kısmı baskılamış ve onu eşine yansıtmıştır. İstismarcıyla kurban arasındaki içselleştirilmiş çatışma, eşler arasında sürekli bir çatışma haline gelir. Bölünen benlik, bölünmüş bir çifte dönüşür.Kadın, bilinçdışı, ilkel, şiddet dolu, baskılanmış,bölünmüş benliğini yansıtacak düşmanca, saldırgan bir erkeğe ihtiyaç duyar.İçselleştirdiği çatışma, onu bu ihtiyacı karşılayacak birini bulmaya iterek,onun gibi tatlı ve kibar bir kadının saldırgan ve kaba bir adamda ne bulduğunu anlayamayan yakınlarını hayrete düşürür.Yanıt basittir:Onda bölünmüş yanını bulmaktadır.Âşık olmak, baskılanan, benlikten “bölünmüş bir parça”nın bilinçsizce eş olarak seçilmesidir.Eş, benliğin o baskılanan yanını ifade ettiği veya karşısındaki böyle algıladığı zaman bu yanın benlikte var olduğunu kabul etmeye gerek kalmaz. Çocukken sevilmediğini düşündüğü için kendini sevilmeye değer bulmayan bir kadın, olasılıkla sevgisini göstermeyen bir erkek seçecektir.Böylece kendinde memnun olmadığı şeyler için onu suçlayabilecektir.Çocukluğunda kendi­ni değersiz hisseden bir erkek, olasılıkla eleştirel ve yargılayıcı bir kadını eş seçecektir.Böylece aşağılık
Albert caraco / Kaosun Kutsal Kitabı
Entelektüellerimizin tek bildiği oyun oynamak,tinselcilerimizin tek bildiği de yalan söylemek, hiçbiri dünyayı yeniden düşünmek üzerine kafa yormuyor, hiçbiri bize gerçekliği ölçüp biçme imkânı vermiyor, hepsi de kariyer peşinde; görgü kurallarını asla incitmeden birbirlerinin gözlerini oyma sanatındaki ustalıkları hayranlık verici!Geleneklerimiz yalan söylememişti, çünkü onlar insaniydi ve bu dünya hakkındaki cehaletlerine rağmen insanı biliyorlardı; bizler, bu dünyayı iyi bilen bizler, hatta giderek daha fazla kötüye kullanacak kadar iyi bilen bizler ise insanı bilmemeye başlıyoruz -imkânımız olmadığından değil, bizi kendimize dair kör eden bir hüner gösterisi nedeniyle. İnsan aşılmış olduğundan, acınacak bir halde ve sefil olmamasına imkân yoktur; ve biz bunu kabul etmek istemiyoruz, bu sefalet bizi rahatsız ediyor, niyetimizi aşıyor, onu kendimizden uzak tutuyoruz, ondan kaçıyoruz, geri püskürtüyoruz, çünkü bizim eserimizin iflasının habercisi bu.Çünkü toplum bir hiçtir, bir biçimdir, içeriği yitik kitleden ibaret lir, spermatik uyurgezerlerin dalaşıdır toplum, son derece aşağılık bir şeydir, filozofu hiç ilgilendirmez. Tarih büyük adamların eseridir, seçkinlerin boy ölçüştüğü kapalı alandır, yığınlar gösteriye kabul edilir ve yıkıma sürüklendiklerinde ise ölülerine ineklerden daha fazla değer verilmez.İnsanlar evrene cüzam gibi yayıldılar ve çoğaldıkça evrenin doğasını bozuyorlar, çoğalarak tanrılarına hizmet ettiklerini sanıyorlar, tüccarları ve papazları onların doğurganlığını onaylıyor, tüccarlar bu sayede zenginleştikleri için, papazlar ise kendi saygınlıkları artıyor diye onaylıyorlar. Bilginler bize tehlikeyi belirtiyor ama onların sesi her zaman boğuluyor, ahlakın ve ticaretin çıkarları bozulmaz bir ittifak oluşturuyor, para ve tinsellik hareketin
Felsefe-Düşünce
Yeryüzünde insan gibi yaşayamayacak kadar kalabalığız; toprağı tüketip çölleri büyütüyoruz, ırmaklarımız birer batak, okyanuslar can çekişiyor, ama iman, ahlak, düzen ve maddi çıkar bizi ilkel topluluklar halinde yaşamaya mahkûm etmek için el birliği ediyorlar: Dinlere mümin gerek, uluslara savunacak insan, sanayicilere tüketici; bu demektir ki herkese çocuk gerek, yetişkin olunca ne olacaklarının bir önemi yok.tinsel ayartıcılarının çoban değneğiyle ve efendilerinin sopası altında kaosa doğru sakin sakin yürüyen bu milyarlarca uyurgezere vaaz çekmek neye yarar? Onlar suçlu, çünkü çok sayıdalar, insanın yenilenip canlanmasının mümkün olabilmesi için yitik kitlenin ölmesi gerek.Onları ne kendilerinden ne de gerçeklikten kurtarabilecek bir şey olabilir, her şey onları karanlıklara yöneltecek şekilde düzenlenmiştir, tesadüfi çiftleşmeler sonucu döllendiler, sonra kalıplarından çıkan tuğlalar gibi doğdular ve işte, paralel diziler oluşturuyorlar ve yığınları bulutlara dek yükseliyor. Bunlar insan mı? Hayır. Yitik kitle asla insandan oluşmaz,En kötü düşmanlarımız, bize umuttan söz edenler, sorunlarımızın çözüleceği ve arzularımızın karşılanacağı, neşeli, aydınlık, çalışmanın ve barışın olduğu bir gelecek vaat edenlerdir. Vaatlerini yenilemenin onlara bir bedeli yoktur, ama onlara kulak vermek bize çok pahalıya mal olur ve yalnızca yanlış fikirler ediniriz, biz ne kadar ilerlersek bu fikirler de o kadar etkili olur ve muğlaklığın sultası altında o ölçüde eziliriz; üç yüzyıldan beri bizim gözümüzü açmış olan şeylerin hiçbirini hatırlamamamızı sağlayan ve bilimsel olduğu ileri sürülen bu anlaşılmaz ve muğlak kavramlar yığını altında bocalayıp duruyoruz. Diyalektik denen boş sözler herhangi bir şeyi ânın ihtiyaçlarına ve kanıtlayıcıların çıkarına göre kanıtlamayı sağlar. Albert
Felsefe-Düşünce
Osho olgunluk
Osho Yaşlanmak herhangi bir hayvanın yapabileceği bir şeydir. Gelişmek ise insanoğlunun ayrıcalığıdır.İnsan, hayatı gerçekleştirmek üzere doğar ama her şey ona bağlıdır. Iskalayabilir. Nefes almayı sürdürebilir, yemeye devam edebilir, devamlı yaşlanıp durabilir, mezara doğru gitmeye devam edebilir ama bu yaşamak değildir, bu düzenli olarak ölmektir. Beşikten mezara kadar... yetmiş yıl süren düzenli bir ölümdür. Ve etrafındaki milyonlarca insan bu düzenli, yavaş ölümün içinde ölmekte olduğu için sen de onları taklit etmeye başlarsın. Çocuklar her şeyi çevresindekilerden öğrenirler ve biz ölülerle çevriliyiz. Bir çocuk çocukluğunu iyi bir şekilde yaşamadıysa, bu yaşanmamış çocukluk gençliğinin içine girecektir; çünkü, başka nereye gidecek? O yaşanmak zorunda. Bir çocuk dört yaşındaysa ve dans ediyorsa ve etrafta koşuyorsa, kelebekleri yakalıyorsa bu güzel bir şeydir. Fakat yirmi yaşındaki genç bir adam kelebeklerin peşinden koşarsa o delirmiştir; o zaman onu bir hastaneye yatırman gerekir, zihinsel sorunu olan bir vakadır. Dört yaşındayken yanlış hiçbir şey yoktu; çok normaldi, yapılması gereken bir şeydi. Yapılacak olan doğru şeydi o; şayet bir çocuk kelebeklerin peşinden koşuşturmuyorsa yanlış bir şey vardır, psikanaliste götürülmesi gereklidir. O zaman bu iyiydi. Fakat o yirmi yaşındayken kelebeklerin ardından koşuyorsa bir şeylerin yanlış gittiğinden şüphelenebilirsin. O büyümemiştir. Beden büyümüştür, zihin ise geride takılıp kalmıştır. Çocukluğunda bir yerlerde kalmış olmalı; onu tamamıyla yaşamasına izin verilmedi. Şayet çocukluğunu tamamen yaşayacak olursa güzel, taze, çocukluk tarafından kirletilmemiş genç bir adama dönüşecek. Çocukluğundan bir yılanın derisini değiştirmesi gibi sıyrılacak. Onun dışına taze olarak çıkacak. Genç bir adamın zekâsına sahip olacak
Felsefe-Düşünce